Erdoğan'ın isteği ve Ak Parti

Sayın Erdoğan denetlenebilir, şeffaf ve yargılanabilir yetki yerine, eski dönem hükümdarlarının yetkilerini istemektedir!

Sayın Erdoğan Kazakistan dönüşü uçakta “ekonomik patinaj” hakkında bir görüşünü, başkanlık sistemine bağladı. O’na göre, iş ve yatırım yapmak isteyen hükümet ve yatırımcılar engelleniyordu, işlerin ertelenmesinin baş nedeni yargıydı!

Sayın Erdoğan’ın sözlerinden bazı cümleleri, uçaktaki basın toplantısına katılan deneyimli yorumcu Vahap Munyar’ın haberinden okuyucularıma sunuyorum:

“Son üç senedir ekonomik olarak bir patinajın içerisindeyiz.

İşadamı yatırım yapmak istiyor, yargı önünü kesiyor.

Galataport için ihale 2 yıl önce yapıldı. Hâlâ iş başlayamadı. Çünkü, Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi. Buna benzer birçok olay var.

Küresel sermayeye Türkiye’ye rahatlıkla gelebileceği bir ortamı yaratmalıyız.

Sistemde sıkıntı var. Sistem ciddi manada engelliyor.

Bizim önümüzde bir engel olmadan, süratle, hızla gitmemiz lazım.”

Yazar Munyar’ın haberinin sonlarına eklediği, “Erdoğan’a bakılırsa, (orta gelir tuzağı)’ndan çıkışın yolu da (başkanlık)’tan geçiyor” cümlesi, Cumhurbaşkanımızın temel amacını ve bağlı kaldığı fikir yapısını da anlatıyordu.

Sayın Erdoğan’ın istediği, AK Parti seçim beyannamesinde de tanımlanmayan “başkanlık sistemini” değildi; o, “önünde bir engel olmadan süratle, hızla” bilinmeyen ve söylenmeyen bir yere doğru “hızla” gitmek istiyordu!

Sayın Erdoğan’ın sözlerini, Başbakan Yardımcısı sayın Ali Babacan’ın üç yıldır söyledikleriyle cevaplamak olasıdır. Belki sayın Cumhurbaşkanı, Babacan’ın 13 Mart’ta Uludağ Ekonomik Zirvesinde söylediklerine cevap vermiş de sayılabilir. Babacan’ın o konuşmasından bazı cümleleri buraya alıyorum:

“Hukuk devleti yoksa zenginler olur ama ülke zenginleşemez.

Demokrasi, öngörülebilirlik, şeffaflık ve hesap verilebilirlik varsa, hukuk çerçevesi sağlamsa ve yargı iyi işliyorsa ekonomi de dayanıklı olur.

Yolsuzluklarla mücadele, her gelişmiş ekonominin olmazsa olmaz bir konusudur.

Güven yoksa ekonomide canlanma meydana gelmiyor.

Güven akşamdan sabaha kazanılmıyor; çok kısa bir zamanda kaybediliyor.

Son bir yıldır yaşadıklarımız Türkiye'nin reform ihtiyacını gösteriyor.”

On iki yıldır ekonomiyi yürüten Başbakan Yardımcısı Sayın Babacan, takriben üç yıldan beri, ekonomik gelişmeyle hukuk devleti ve demokrasi arasındaki kopmaz ilişkiye konuşmalarında yer vermektedir. Hukuk devleti ve reform gereğine değinen konuşmaları son bir yıldır sıklaşmıştır. Sayın Babacan’ın, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak, hukuk ve yargı reformuna öncelik vermesinin Cumhurbaşkanının değerlendirmemesinin bir anlamı olsa gerektir!

Sayın Erdoğan’ın “başkanlık” adını verdiği ve ihtirasla istediği sistemi henüz kimse tanımlamamıştır; kendisi, partisi veya yandaşı kimse “istediğimiz başkanlık sisteminin kurumları ve ilkeleri şudur” dememiştir!

Tanımlanamamasının nedeni, Sayın Erdoğan’ın istediği yetkilerin altına imza atacak kimse olmaması olabilir mi?

Konuyla ilgili herkes biliyor ki, Sayın Erdoğan denetlenebilir, şeffaf ve yargılanabilir yetki yerine, arkaik dönemler hükümdarlarının yetkilerini istemektedir; herkesin ayağa kalkacağını bildiği için de, bu sistemin tanımlanmasına karşı çıkmaktadır.

Sayın Erdoğan, yazılı kurallar ve baskılarla oluşan yetkilerle donatıldıktan sonra, ülkenin hızla kalkınacağını söylüyor. Bu boş inancı söyleyenlere doğru cevabı, sayın Ali Babacan’ın “Hukuk devleti yoksa zenginler olur ama ülke zenginleşemez” cümlesiyle verebilirsiniz.

Gerçekte Sayın Erdoğan’ın isteğini halkımızın, seçimde ve (“veya” değil “ve”) halkoylamasında kabul etmediğini oylarıyla göstereceğinden hiç şüphem yok.

Devlet hayatında, içinde bulunulan “vaziyetin imkân ve şeraitini” düşünmeden, yerine getirilmesi gereken görevler ve o görevlerin yapılacağı zamanlar vardır. Sayın Erdoğan’ın isteği, AK Parti’yi yönetenlere, bakanlara, milletvekillerine ve örgüt yöneticilerine, bu gün o isteğe açık ve kesin biçimde karşı çıkma görevini vermektedir.

Bu görev AK Partili seçilmişlerce ayrı ayrı veya hep birlikte bugünlerde yapılmalıdır. Görev seçimlerde halka bırakılırsa, îkâ ettikleri (meydana getirdikleri, işledikleri) ihmal ve gevşekliği acıyla hatırlayacaklardır.