Erdoğan'ın yeni mücadelesi

Başbakan, Gezi Parkı olaylarını gerçeğe aykırı tanımlıyor ve hedefini de yanlış seçiyor.

aşbakan’ın olayları nasıl tanımladığını ve ne yapmak istediğini anlamak için mayıs sonunda yayımlanan ‘Ulusa Sesleniş’ten başlayıp, salı gününe kadarki konuşmalarını okudum. Kendi cümleleriyle Erdoğan, olayları şöyle tanımlamakta ve yorumlamaktadır:

“Büyük bir oyun oynanmak isteniyor. Gösteriler, sandıktan çıkamayanların alternatif yol arama gayretidir. Türkiye’nin büyümesinden korkulmaktadır. Son olaylar bazı faiz lobileri, sermaye ve medya grupları tarafından çok açık şekilde kullanılmıştır. Gezi Parkı olayları demokratik bir yönetime karşı illegal bir başkaldırıyı maskelemedir.”

Okuduklarımdan ve dinlediklerimden de etrafına da benzer görüşleri söylediğini anladım.

Oysa düşünelim, sandıktan çıkamamış adamlar, 15 gün ülkeyi baştan başa saran gösterileri düzenleyebilir miydi? Bu olayları düzenleme gücü olmayanlar, Gezi Parkı’ndan iktidar çıkmayacağını anlamaz mıydı?

Gösterilerin ilk günleriydi; İçişleri Bakanı, yüzlerce olaydan bahsediyordu. Olayın ülkeye yaygınlığı, halkın desteği ve genelliği bakanlıkça tespit edilmişti ama Başbakan on beş gün sonra bile hâlâ onları ‘maskeleme’ diye tanımlıyordu.

Başbakanımızın gerçek görüşlerinin bu söyledikleri olduğuna inanamıyorum. 18 yıldan beri izlediğim Sayın Erdoğan’ın bunları inanarak söylediğini kim iddia edebilir? Bence Ak Parti lideri, bilerek, bir hedef tanımlamak için bu görüşlerini ısrarla seslendirmektedir.
Onun, faiz lobisi ve büyük sermaye gruplarının kimse duymadan ve hükümet anlamadan, böyle bir organizasyon yaptıklarına inandığına kusura bakmayın ihtimal vermiyorum. Hele medya gruplarının, gizli bir örgütlenme ile sandıktan çıkamayanlara yol açmak için ‘başkaldırı’ hazırlamaları, masallarda bile tebessümle okunur cinsten!

Başbakan bu sözleriyle bir devlet adamı için çözümü kolay toplum olaylarının nasıl büyütülebileceğini, nasıl çetrefil hale getirileceğini göstermiştir ama niçin? Hedefi nedir? Başbakan, “Biz azınlığın çoğunluğa nasıl hükmettiğini, azınlığın kendi yaşam tarzını çoğunluğa nasıl dayattığını iliklerimize kadar yaşamış bir nesiliz” derken türban mücadelesinden başlayıp bütün cumhuriyet dönemini hatırlatmaktadır. “Biz, imtiyazları kaldırmaya, herkesi hür ve eşit vatandaşlar haline getirmeye çalışıyoruz” diyen Sayın Erdoğan, demokratik hakları hatırlamamakta, “Demokrasi eşit sandık” kandırmacasına sarılabilmektedir.

İmtiyaz dedikleri nedir, saymasını isterdim: Onların içinde, 8 bin mahallenin herhangi biri adına karar veren, bakan var mıdır? Hatta, bir televizyon programında bir mahallenin adı geçince Başbakan’ın, “Ben orada cami yapılmasına karar verdim” diyebilmesi de imtiyaz sayılmaz mı?

Acaba milletvekili adayı gösterme hakkını da Başbakan’ın imtiyaz dedikleri arasında sayabilir miyiz?

Bunları saymamın nedeni, Başbakan’ın ‘statüko blokundan’ bahsetmesidir. Diyor ki, “Bugüne kadar hiçbir demokratikleşme adımına destek vermeyen bu statüko bloku, bugün de demokratikleşmeye karşı en büyük direnci ortaya koyma gayreti içindedir.”

Erdoğan, olayları gerçek nedenleriyle sıralayıp, anlatmamaktadır. Ona göre, çıkan olaylar, kişilere, yaptıklarına, ilişkilerine bakmaksızın, ulusal hatta evrensel odaklarca veya adı bilinen bir terör örgütünce yönetilmektedir. Sonra da “Ben fotoğrafı gördüm, dış bağlantılarını tespit ettim. Ben bunlarla mücadele edeceğim. Bunlarla mücadele yöntemini de iyi bilirim” demektedir.

Mücadele edeceği, belki ilerde ‘cihat açacağı’ statükocu bloktur. Sonuna kadar da ‘imtiyazları kaldırmaya, herkesi hür ve eşit vatandaşlar haline getirmeye’ çalıştığını söyleyip duracaktır!

Birbirini duymayan ve dinlemeyen taraflardan biri “İmtiyazları kaldırıyoruz” diyecek, diğeri de ‘insan hakları’ diye bağıracaktır. İlki tek tip insan tanımlayıp onu kutsayacak, diğeri kişi özgürlüğünü savunacaktır. Çoğunluktan azınlığa geçiş sürecini beklenmeyecek biçimde iktidardakiler başlatırlar ve çoğunlukta kalacaklarına inanarak mücadele ederler.

Mücadeleye giren iktidar, çoğunlukta kalmak için demokrasiden yakınmaya başlar. Taşları birer ikişer söker; her taşla birlikte insanlarda bırakır çoğunluğu, azınlığa düştüğünü anladığı zaman artık çok geçtir; çünkü azınlığa geçebilmek de demokratik rejimlerim sağladığı bir insan hakkıdır!