Eskimiş siyasal düzenlemeler

Salı günü Meclis'te, gündem dışı konuşmalar sırasında Siyasi Partiler Kanunu (SPK) ile seçim kanunları ele alınmış.

Salı günü Meclis'te, gündem dışı konuşmalar sırasında Siyasi Partiler Kanunu (SPK) ile seçim kanunları ele alınmış. (Radikal, 6 Nisan) Tokat Milletvekili Resul Tosun, seçim kanunlarında 'bir yığın' hata ve eksiklerin bulunduğunu belirttikten sonra, iki partinin 'mutabakatıyla' demokratik bir yasa hazırlayalım demiş. Sayın Tosun'un söz alma nedeninin milletvekillerinin, 'seçmen hakkının ihlali' olarak gördüğü partilerinden istifaları olduğu anlaşılıyor. Milletvekilimiz, ortaya çıkan bu 'yanlışlıktan' kanunların 'arındırılmasını' istemektedir.
Gündem dışı konuşmaya hükümet adına cevap veren Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Meclis'te kurulacak iki partiden aynı sayıda milletvekilinin katılacağı komisyonda tartışılıp bir metin hazırlanmasını istemiş. Yurtdışında yaşayan yuttaşların oy vermesi ve partilerin finansman konularında yeni standartlar geliştirilmesini öneren sayın Bakan sözü edilen kanunların değiştirilmesinde hükümetin fayda gördüğünü açıklamış.
Bakalım sayın Tosun'un konuşması, konunun tartışılmasına yetecek mi? Ben doğruluğuna inandığım bazı hususları sıralamak istiyorum:
Önce, milletvekillerinin parti değiştirmelerinin kanunla engellenmesinin yanlış olduğunu söylemeliyim. Kanun nasıl değiştirilirse değiştirilsin, konulan kurallar çalışmayacaktır. İstifanın hukuki sonuçlarından daha çok, fiili sonuçları vardır, o sonuçların oluşmasını da hukuki kayıtlar önleyemez.
Evvelki gün dile getirilenler arasında biri daha yapılamaz: Yurtdışında yaşayanların Türkiye'deki seçimlerde oy kullanmaları! Bunun için geliştirilmiş bir teknik yoktur ki, yeni kanunda o tekniği kurallaştırarak hedefimize varalım!
Bir kere seçim, seçmenle olur, yurtdışında kimlerin seçmen yazılacağı, nasıl yazılacağı sorularının cevapları kolay verilemez. Yurtdışındakilerin oturdukları yerde oy vermelerini o devletler kabul etmez. Konsolosluklarda oy verilsin dendiğinde, binalar yetmez. Mektupla oy da kabul edilebilecek bir yöntem değildir. Bir diğer soru da, yurtdışındakilerin seçim çevresinin nasıl tanımlanacağıdır.
Neyse, yurtdışındakilerin oy kallanmalarının olmazlığını gösteren onlarca neden söylenebilir.
Partilerin finansmanı sorununda bir-iki adım atılabilir ama, bu adımların bizi, Bakan Çiçek'in dün söylediği, siyasetin yozlaşmasının önlenmesi hedefine yaklaştıracağını sanmam. Bu konuda, partilere Hazine'den yardımın miktarını düşürmeye ve dağıtımında adalet sağlamaya çalışılmalıdır. Bugün kanunda var olan sınırlamalar ancak, kayıt dışı ekonomi kabul edilebilir düzeye inince uygulanabilir.
Diğer taraftan, SPK ve seçim kanunlarının değişmesi, hatta yeniden yazılması istekleri görmezden gelinmemelidir:
Partilerde, üye-yönetim-lider ilişkilerinde hukuk, demokrasi ve ahlak kurallarının işlememesinin ilk sorumlusu SPK'dır. Halkın, özellikle gençlerin, siyasete katılamaması da SPK'nın eseridir. Bu nedenle, SPK'nın değiştirilmesinden daha çok, bütününün yürürlükten kaldırılması doğrudur; SPK'nın ne kadar çok sayıda maddesi yürürlükten kaldırılırsa, ülkemiz o kadar çok demokrasiye yaklaşacaktır!
Esası 1961 koşullarında yazılmış bugünkü seçim kanunlarının sistemleri, hemen hemen her seçim öncesinde yapılan değişikliklerle bozulmuştur. Bu kanunlarda yazılı, uygulanması zorunlu teknikler eskimiştir, yerlerine yenileri getirilmelidir.
Yüzde 10 baraj ve milletvekilleri sayılarının belirleme yöntemi temsilde adalet ilkesini anlamsızlaştırmıştır.
Seçime iki yıl varken, SPK ve seçim kanunları ele alınıp, bütünlüğü olan yeni bir mevzuat yaratılmalıdır. Ancak partiler, tartışmayı halka yaygınlaştırıp bir öneri ortaya koyabilirler.