Evren'i kim getirdi? Yeni krizi kim davet ediyor?

Tıkanıklık davettir, daveti siz yapıyorsunuz; yeni krizler davet etmeyin, vatana ve halka yine yazık olacak! 

Başlıktaki sorunun ilk kısmını, Kenan Evreni kimin getirdiğini, yaşı 60’ın altındakiler tam hatırlamazlar. Bugün yazacaklarımı kitaplardan okumuşlardır; bir de benden okusunlar istedim: 

70’lerde doğanlar Evren dönemini, 1980 sonrasını yaşadılar. Onların ve daha gençlerin tanıklığıyla da, başlıktaki sorunun ikinci parçasını, yani yeni Evrenleri kimlerin davet ettiğini göstermeye çalışacağım.

Önce bir konuyu açıkça yazmalıyım: Evren ve arkadaşları, planladıkları darbeyi gerçekleştirdiler, esas itibariyle 3-4 yıl ülkeyi kendilerine göre yönettiler. Yaptıklarının bini, yıktıklarının birinin yerini tutamaz; bunlar karşılaştırılır şeyler değildir.

Ben eğitim sonrasını siyasete vermiş ve 47 yaşında silah gücüyle siyaset dışına çıkarılmış biriyim; darbe sonrası yaşadığım hayat bana göre değildi, böyle bir hayat için hazırlanmamıştım.

Evren dönemini değerlendirmek bugünkü işim değil; yazmak istediğim de … Onlardan sonra gelen siyaset adamları da, doğru değerlendirme içine giremediler. Bu kısa nottan sonra, yazının asıl amacına geçeyim.

İTTİHAT VE TERAKKİ İLE BAŞLAYAN MACERA

Ülkemizdeki iktidar liderlerinin, siyasal kararlarını iktidarlarını koruma amacıyla almaları dönemi, 1911 ara seçimlerini muhalefet partisi Hürriyet ve İhtilaf Partisi'nin kazanması, iktidardaki İttihat ve Terakki’nin kaybetmesiyle başladı. Sonuçta Osmanlı Devleti yıkıldı.

Yeniden çok partili hayata geçiş için 1946’yı beklememiz gerekti. Cumhuriyet’in ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün o yıllarda başlayan ve CHP’nin içinden ve dışından dirençle karşılaşan bilinçli çalışmaları sonucu yargı denetiminde, serbest, eşit ve gizli oy, açık tasnifli demokratik seçim kanunu 4 yılda yürürlüğe girebildi. Tabii ilk seçimde CHP muhalefete geçti.

İktidara geçen Demokrat Parti ve lideri Menderes, başarılı çalışmalarını sürdürürken, özellikle iktidardaki ikinci seçiminden (1957) sonra, siyasal kararlarını tekrar seçilmeyi düşünerek almaya başladı; demokrasiyi geliştirmesi gerekirken darlaştırdı, daha da darlaştırmayı savunmaya başladı; gerginlik ipi kopardı; 27 Mayıs darbesi gerçekleşti. Darbenin ilanından üç dört saat önce, Eskişehir Şeker Fabrikası’ndaki yemekte Menderes, demokrasi dışı gelişmelere karşı çıkan öğretim üyelerini “kara cübbeliler” olarak nitelemiş, antidemokratik kanun hazırlıklarından bahsetmişti.

O geceden sonra bütün halkı telaşa ve hüzne boğan olaylar yaşandı; siyaset adamlarının, aydınlarımızın ve halkımızın soğukkanlılığı ve gayretleriyle 17 ay içinde yeni bir anayasa ve serbest seçim kanunları çıkarılabildi, seçimler yapıldı.

1961’de başlayan çok partili dönem, demokrasinin genişleyip derinleşmesini sağlayarak on yıla yakın süre yaşatılabildi. Yazımın ölçüler dışına çıkmaması için, ayrıntıya girmeden asıl soruma geçmeliyim.

SORUNUN İLK KISMINI SORAYIM: EVREN'İ KİM GETİRDİ?

Muhalefette olsun, iktidarda olsun, siyaset adamının sorumluluğu aynıdır; hepsi de ülkelerinin iyi yönetilmesinden sorumludurlar. Kötü yönetim varsa, muhalefettekiler de, iktidardakiler kadar sorumludur. Bütün yurttaşların yönetime katılması ve sorumluluğa ortak olması için, demokrasilerde yönetimin her aşamasında şeffaflık ve katılımın sağlanması gereklidir; şeffaflık yoksa, katılım sağlanamaz, katılım sağlanamazsa yönetimde sorumluluk alınamaz, sorumluluk alınamadığında demokratik tartışma yerini kördöğüşüne bırakır.

Ancak demokratik ilkeler ve insan haklarının geçerli olduğu ülkelerde iktidar ve muhalefet, birlikte sorumluluk taşıyabilirler.

1969 sonrasında siyasal hayatta görev alan liderler, çok az istisnası ile, siyasal kararlarını tekrar seçilmelerini düşünerek almaya başladılar. Koalisyon ortaklarının amacı hükümeti elinde tutmak veya eline almaktı; buna göre konuşuyor ve karar alıyorlardı. Ekonomik ve toplumsal kararlarının tümü bu amaca varmak; sözleri ve yaptıkları seçmenin partilerine oy vermelerini sağlamak içindir.

1980 başına gelindiğinde, o siyasal düzenin yıkılmak üzere olduğunu görmeyen, kapalı görüşmelerde söylemeyen bir tek kişi bile hatırlamıyorum. Meclis karar veremez duruma gelmişti; cumhurbaşkanı seçilemiyordu, kanun çıkarılamıyordu.

Bu durumu değiştirebilecek liderler Demirel ve Ecevit’ti, etkileyebilecekler de Erbakan, Türkeş ve Feyzioğlu idi. Hiçbiri siyasal ve yönetim anlayışlarında değişikliği düşünmedi; demokrasiyi derinleştirmek ve geliştirmek için bir adım atmadı; bütün gayretleri en geç 1981 baharında yapılacak seçimde akıl dışı söylemlerle ve görüntülerle daha fazla oy almaktı.

Bu ortamı seçime kadar götürmek için yapmaları gerekeni bilmiyorlardı veya bildikleri kadarına özgüvenleri yetmiyordu.

Sonuçta askerî darbe oldu. Darbeden 35 yıl sonra dün sabah, o devrin politikacılarından biri ABD, AB ve kendileri dışındaki partilerin adını sayarak yorum yapıyordu. Eski politikacının sözleri demokrasinin, katılımın, hukukun o zaman da bu gün de anlaşılmadığının açık itirafıydı!

Kimse kusura bakmasın; siyasal hayat tıkanıklığı kabul etmez, halk tıkanıklığa bir çare bulur. Milletin seçtiği siyasal kadro tıkanıklığı çözemezse, halk o siyaset adamlarının adam olmasını beklemez, tıkanıklığı çözer!

Sonuçta halkın seçtiği insanlar, yapmaları gerekeni görmezden gelerek Kenan Evren ve arkadaşlarının gelişine zemin hazırlamış oldular.

YA SON YILLAR…

İçinde bulunduğumuz tıkanıklığı 8 Kasım 2012 tarihinde küçülterek yazmıştım. Geçen yıl 13 Ocak’ta açık biçimde, “Tıkanıklık, iktidar ve muhalefet partilerinin birlikte Meclis'te çalışmasıyla geçilebilir. … Ne yazık ki Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun ve Bahçeli’nin olaylara koydukları tanı umut vermiyor. … yaşadığımız tıkanıklık her felaketi yaratabilir özelliktedir!” diye yazarak bazı tehlikelere işaret etmiştim.

Fazla ayrıntıya girmek istemem; dini ve çözüm süreci istismarı ve yalanlarıyla iktidarlarını korumak isteyenler önde olmak üzere, seçimlerde fazla oy almayı hayal edenlere, şu kadarını söylemenin yeterli olmasını dilerim:

Memleketin ve halkın demokratik yeni yapılanma ve uzlaşmaya ihtiyacı ertelenemez durumdadır; dün dahil son aylarda Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere, tüm siyaset adamlarımızın söyledikleri tıkanıklığı daha da arttırıcıdır.

Tıkanıklık davettir, yeni krizler davet ediyorsunuz, yenisini siz getirmeyin, vatana ve halka yine yazık olacak!