Felaket, yönetim sistemidir!

Başbakan, bakan ve belediye başkanlarının ortak kararı ve katılımı olmadan bu memlekette çivi çakılmamıştır!

Başbakan, Bodrum Güvercinlik Körfezi’nde Bakan Bayraktar ve ekibiyle birlikte dolaştı ve “Belediyeler bu inşaatlar yapılırken neredeymiş? Durum felaket!” dedi.

Radikal habercisi Serkan Ocak, Başbakan’ın “Neredelermiş?” sorusunu yönelttiği Milas, Bodrum, Göktürkbükü, Yalıkavak belediye başkanlarının cevaplarını “Sorumluluk bakanlıkta” başlığıyla verdi.

Yan sayfada, Bakan Bayraktar’ın, Başbakan’ın “Kıyı çizgisindeki yapıları yıkacağız” sözünü açıklayan demeci vardı: “Şimdi bir geçiş dönemi başlatıyoruz; kazanılmış haklar ve fiili durum çerçevesinde bir süreç olacak; yılların birikimi var, kanuna uygun olduktan sonra kıyılarda imar yapamazsın diye bir şey yok; Çanakkale’den İskenderun’a kadar tüm sahil şeridini inceliyoruz; kıyı şeridi için yıl sonuna kadar bitecek bir plan hazırlıyoruz.”

Başbakan’ın yanında bir belediye başkanı veya Bodrumlu bir dernek yöneticisi niçin olmadığını soran Filiz Dizdar’ın demeci de gazetede yayımlanıyordu (Radikal, 17 Ağustos).

Konuşmamız sırasında Filiz Hanım söyledi; Yalıkavak’ta, 506 dönüm arazi, yat limanı, turizm ve konut alanının 1/1000’lik imar planının Yalıkavak Belediyesi’ne gönderildiğine dair, Başbakan’ın başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 25 Nisan tarihli kararı, Resmi Gazete’nin 27 Nisan sayısında yayımlanmış. Evet, dört ay önce bir felakete daha kapı açılmış!
Şimdiye kadar özetlediğim olaylar, sözler ve karar, her şeyi ama her şeyi anlatıyor; felaketin baştan sona öyküsü bu kadar kısadır: Başbakan, bakan, belediye başkanları ve muhtarlar bu felaketin failleridir; hepsinin ortak karar ve katılımı olmadan bu memlekette çivi çakılmamıştır, çakılamaz, çakılmayacaktır!

‘Ortak karar’ mevcuttur, görülen her felakette, birisi diğerine suç atar, hatta ihbar eder; kendisinin haberi olmadığını sanırsınız; dikkatli bakarsanız, dosyanın bir yerinde imzası veya ikrar sayılan sükûtunu görürsünüz!

Bu suç ortaklarını yönetim sistemimiz yaratmıştır ve korumaktadır.

Bu yönetim sistemini yaratan ve koruyanlar, Kürtler yönetime katılmak istediklerinde, “Federalizm mi istiyorsunuz?” diye çırpınanlardır; şimdiye kadar görülmemiş biçimde her kararı merkezde toplayan KHK’ları ve onları değiştiren bir seri kanunu görmeyenlerdir; Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı’ndaki ‘Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’ maddelerinin güçlenmesine çalışanlar, tasarının reddedilmesini isteyenlerdir; şu veya bu şekilde, halkın malına el koyanlar veya kıyısından köşesinden bunların getirilerini paylaşanlardır!

Bütün Türkiye’de, Başbakan’ın “Felaket!” diye isyan ettiği olaylar; ‘yerinden yönetim’ yerine ‘yerel yönetimi’ savunmanın sonucudur ve maalesef bizzat Başbakan ‘yerel yönetimi’ savunmaktadır; ‘yerinden yönetimi’ değil!

Biz ülkenin tamamını bir yana koyalım da; son yıllarda ‘sonunu’ hazırlayan, öyle yirmi-otuz yıl sonra değil, böyle giderse nihayet on yıl içinde sonunu görecek Bodrum’a gelelim:

Bodrum, doğada kaybolup tatil yapabilenlerin geldikleri yerdi, onlar için güzeldi! Çarşıda kalabalığın içinde de, kendi evinde de, bir koyda da kaybolabilirdi insan. Pahalı otel de, taş ev de temizdi, sokak da, deniz de! Şimdi öyle mi; kapasite eksikliği sonucu atık suyun yüzde 30’undan fazlası denize boşaltılıyor!

Bodruma özel bir yapı kurulabilirse, ülkemizin diğer bölgeleri için de bir başlangıç olur. İşte, yeni büyükşehir kanunu içinde oluşturulacak Bodrum’a özel yönetim modeli önerisi:

Bodrum Yarımadası’nda, kış nüfusları birbirine yakın mahalle muhtarlık ve yarımada meclisleri kuralım. Kendilerine özgü kararları mahalle, belde ve yarımada meclisi versin. Bu meclisler başkanlarını da seçsinler; kararlarını da yürütsünler. Ankara, Bodrum’un kararlarını değiştirmeden, tamamını kabul etsin veya tamamını kaldırabilsin; Bodrum için belde, ada veya parsel planı yapamasın.

Nasıl anlatayım bilemiyorum; Başbakan, bakanlar ve belediye başkanları elbirliğiyle halkı ve doğayı felakete sürüklüyorlar!