Geleceğimizi konuşalım

Yükseköğrenim her yönüyle çökmüş durumda. Milli eğitim bakanlarının soruna 'YÖK konusu' olarak bakmaları yanlış.

Pazar günü 1,5 milyon genç yükseköğrenim sınavına girdi. Bunlardan 150 bini Eskişehir Anadolu (Açık) Üniversitesi'ne, 300 binden azı da diğer yükseköğretim kurumlarına girme hakkını kazanacak.
Bu üç sayı ülkemizin karşısında olduğu büyük sorunlardan bazılarını belirliyor:
1) Ülkemizde her yıl yükseköğretim kapısını aralamak isteyen veya okuduğu yeri değiştirmeyi düşünen 1 milyon 500 genç vardır. Hükümet, partiler, sendikalar, basın .. bu sayıyı unutmadan adım atmamalıdır.
2) 1,5 milyonun hepsini eğitecek yükseköğretim kurumumuz yok. Ancak 500 bininden azına bir yer gösterebiliyoruz; geriye kalan 1 milyon gencin bir kısmı istemediği yerde okumaya devam edecek, diğerleri bir yıl sonrayı bekleyecek veya iş arayacak, hayata başlamaya çalışacak...
3) Bir öğrenim kurumuna kayıt hakkı kazananların, yaklaşık 400-450 bin gencin eğitilmesi, beslenmesi, barınması, kişisel nitelik ve yeteneklerinin geliştirilmesi, kurumlar arasındaki kalite farklılıkları, kimin ne öğreteceği; öğrenilenlerin ülkemizdeki ve dünyadaki zorlu mücadelede gençlerimize ne kadar güç vereceği.. gibi soruların hepsi ayrı sorun yumaklarıdır.
4) Her yıl üniversitelerden mezun olanların, yaklaşık 250 bin gencin, kaçına sürekli iş verebiliyoruz? Geçen yıl yükseköğrenime giremediği için iş aramaya başlayan ve iş bulamayan yüz binlerce gençle birlikte iki yıldan, üç yıldan beri iş arayanları nasıl topluma kazandıracağız?
5) Ya lise eğitimini bitirip, sınav kapısından dönmüş veya o kapıya hiç gitmemiş diğer yüz binlerin hayata başlama sorunları? Çoğunun yapabileceği iş yok, meslek kazandıracak bir yer yok!
Yükseköğrenim sınavına girenlerin sayısından başlayan bu sorunları daha da çoğaltabiliriz. Her sorun, bir diğerinin nedeni veya sonucudur. Bu sorunlar devlet ve aile bütçemizi zorlamaktadır! Özetlersek, yükseköğretim, kişi sayısı, sonuçları ve kaynakları bakımından büyük, belki de en büyük sorunumuzdur.
Yükseköğrenimin yapısını anlatmak için, yuvarlatılmış bir-iki sayı daha vermek istiyorum:
Bu yıl öğrenci kabul edecek 3 yeni vakıf üniversitesiyle birlikte toplam 76 yükseköğrenim kurumumuz var. Bunun 53'ü katma bütçelerle,
23'ü vakıflarca finanse edilmektedir.
Devlet üniversitelerindeki öğrenci sayısı, vakıf üniversitelerindekinin 30 katıdır. Devletin 53 yüksek öğrenim kurumunda, toplam 1,5 milyondan fazla öğrenci okumaktadır. Açık üniversiteyi hesap dışı bırakırsak, bir kurumda ortalama 20 bin öğrenci vardır. Vakıf üniversitelerinin birinde ortalama 2 bin 500 olmak üzere, toplamında 50 bin öğrenci bulunmaktadır.
Öğrenci sayısında, devlet üniversitelerinde 53 binle Konya Selçuk ve İstanbul üniversiteleri; vakıf üniversitelerinde 10 binle Bilkent başı çekmektedir.
Görüşümü özetleyeyim: Yükseköğrenim konumuz ve kurumlarımız, sorun kaynağına dönüşmüştür. Güven ve adalet sağlayan giriş sınavlarının yararı, yarattığı sorunların gerisinde kalmıştır. Milli Eğitim Bakanlarıysa, soruna 'YÖK konusu' olarak yaklaştıklarından, bir türlü işin özüne girememektedirler.
Yükseköğrenim konusunu; veri ve bilgi toplama, durum belirleme, değerlendirme, seçenekleri arama aşamaları geçilerek başlanacak bir planlama işi olarak görmeliyiz.