Gelin önce birbirimizi anlayalım!

Memur kızıyım, Anadolu'da çok gezdik; evde çalışanlar vardı, hepsi de Kürt'tü, onlarla hiç meselemiz olmadı!

Bugün hafta sonunda karşılaştığım üç sözü anlatacağım.

Biri Hrant Dink’ten:

“Gelin önce birbirimizi anlayalım... Gelin önce birbirimizin acılarına saygı gösterelim... Gelin önce birbirimizi yaşatalım...” Bu cümlelerle, Hrant Dink Vakfı’nın bir yayınında karşılaştım.

Heyhat! Onu yaşatamadık, Hrant’ı onunla hiç konuşmamış, belki sesini bir kez bile duymayan bir genç çalıştığı binanın önünde vurdu!
Oysa bir-iki ay önce katıldığı toplantıda iyimserlik ve umut dolu ne güzel şeyler söylemişti, yakında farklılaşacaktık, bu topraklarda birbirini sevmeyen insan kalmayacaktı!

* * *

Akşam eve geldiğimde, kızım Ayşe’den, bugün Bodrum’da yayımlanan yazısını eklediği mail’ini aldım. Yazıdan bir alıntıyı size de sunmak istiyorum.

Paris’ten bir anıyla başlıyor: “Ödevimi yapmama yardım eden Tuncelili Fransız Ermeni arkadaşım –nasıl oluyor demeyin, oluyor- ‘Benim artık gitmem gerek, 24 Nisan yürüyüşüne katılacağım’ dedi ve gitti. ...

‘O akşam ben tek Türk olduğum o odada hayatımın hatasını yaptım, ‘Ama benim bir sürü Ermeni arkadaşım var, yıllarca onlarla beraber okudum, bizim Ermenilerle bir sorunumuz yok ki’ dedim (şu an yazarken bile utanıyorum). Erivanlı bir arkadaşım ‘Zaten sizin bizimle bir sorununuz yok ki bizim sizinle var’ dedi. Ben sustum. Ben o ana kadar meğer benim durduğum yerin önemli olduğunu sanıyormuşum da ağzımdan o talihsiz laf çıkmış. ...”

Ayşe’nin anlattığı olayın benzeriyle, aynı anlayış yapısıyla İzmir’deki iki günlük gezimizde üç-dört kez karşılaştık: “Ben Kars hastanesinde doktorluk yaptım, evimizde çalışan kadın vardı, Kürt’tü, onlarla hiç meselemiz olmadı!”

Bir başkası, 50 yaşın üstünde bir işkadını: “Memur kızıyım, Anadolu’da çok gezdik; evde çalışanlar oldu, hepsi de Kürt’tü, onlarla hiç meselemiz olmadı!”

Bir başkası: “Kürtlere her şey verdik, cumhurbaşkanı bile yaptık, onlarla meselemiz olmadı!” Kimden bahsediyordu bilmiyorum. Benim aklıma, Sayın Senato Başkanı olarak Cumhurbaşkanlığı’na vekâlet eden Sırrı Atalay geldi. Kendimi tutamadım, “Sırrı Bey Kürt olduğu için senatör seçilmedi ki Türk olarak seçildi ve bir türlü de Kürt olamadı” deyivermişim.

“Onlarla meselemiz olmadı” da on binlerce genç niçin gitti?

Gerçekten de 50 yıldır aslen Kürt olan birçok milletvekili tanımıştım ama bunların hiçbiri “Ben Kürt’üm” diyememişti. Kürtçeden başka bir dili anlamayan seçmenlerine Kürtçe hitap ettiği için Diyarbakır Hapishanesi’nde işkence altında kalan Mardin Milletvekili Nurettin Yılmaz aklıma gelince yüzümün kızardığını hissettim! Ya “Ben de Kürt’üm” dediği için 30 ay hapis yatan Şerafettin Elçi’yi hatırlıyor musunuz?

* * *

Dün sabah da iyi yürekli ve aydın bildiğim bir Anadolu beyefendisinden şu cümleyi işittim: “Akil insanlar’ ve onları görevlendiren Başbakan’dan bahsediyordu sanıyorum:

“Bir anarşistle pazarlık eden adamla konuşmam!”

Uzlaşma arayanlarla konuşmazmış!

Hrant’ın diliyle sorayım: Birlikte konuşmaz, dinlemezsen ‘birbirimizi nasıl anlayacağız’, ‘nasıl birbirimizin acılarına saygı göstereceğiz’ ve de ‘nasıl birbirimizi yaşatacağız’?

El sıkışalım deniyor, cevap hazır: “Ne verdik de el sıkışacak”, hatta “Neden anlaşıyorlar, biliyor musunuz” diye soranlar bile var!

Konuşmak istemiyor, anlaşmayı ihanet sayıyor, sonra bölünmekten korkuyor! Nasıl şey anladınız mı?

Sonra, gezide aldığım notlarımdan bir-iki sayfa okudum da ferahladım!