Gerçek dışı konuşmalar ve parti içi demokrasi

HDP'nin, ilk büyük kongresine demokratik bir tüzük tasarısı getirip getirmemesi, bugünkü yönetimin tercihi olacaktır.

Konuşmalara ve buluşmalara bakarsanız, siyaset adamlarının "Türkiye meselesi" yoktur; onların kişisel sorunları, olsa olsa partilerinin sorunları vardır.

Zaten seçim sonuçları kabaca belirlendiği saatlerde bile genel başkanlar sırayla mikrofana geçip, koalisyon şartlarını söylemişlerdi. İki gündür, genel başkan yardımcıları hatta milletvekilleri bile kendi hedeflerine uygun görüşler söylediler.

Bu konuşmalar şu iki alanda var olan temel meseleleri ele alıp kararlaştırmayı ve halka açıklamayı kapsamıyor.

1/Sayın Erdoğan'ın Anayasa'ya uygun Cumhurbaşkanı olmayı içselleştirmesi veya ayrılması; 2/ Türkiye'nin temel meselelerinin tanımları ile, çözümü ve uygulamanın denetimi yönteminde uzlaşılması.

Bunların her biri, insan vücudundaki kalp krizine benzetilebilir; ikisi de yıkım veya felç nedenidir.

Cumhurbaşkanlığı Anayasa içine alınmadan koalisyon çalışamaz; hükümet her gün bozulma sorunlarıyla, krizle karşılaşılır.

Yönetim reformu, Kürt sorunu, ekonomik reformlar, yargı ve hukuk reformu, siyasetin evrensel ilkelere göre genişletilmesi meselelerinde uzlaşma sağlandıktan sonra bunların uygulamasına geçilmesi ve Anayasa hazırlanması konularında uzlaşma sağlanmadan, hükümet yürüyemez, sorunlar hükümeti kriz içine taşır!

İki alandaki sorunların hiçbiri yapay değildir; bir takım Bizans oyunlarıyla "idare" edilemez.

Bu konuların hiç biri ertelenemez, iki yıldan beri "seçimler var" mazeretiyle bugünlere gelindi; bundan sonra belki "erken seçim arası" ile zaman kazanılabilir, ama kazanılacak zaman çok kısadır ve çözümün maliyetini arttırır.

Gerçekte siyaset adamları, partilerinde iç demokrasi olmadığı için, kimseye danışmadan, üyelerini ve örgütü dikkate almadan konuşabiliyorlar.

Partilerimizden biri bile, gerçekten demokratik parti olsalar, partilerde tek adam yönetimi hakim olmayacak; iki günden beri yapılan konuşmaları duymayacaktık.

AK Parti, MHP ve CHP'de iç demokrasinin kurumlaşmasının önünde her birine özgü ve hepsi için geçerli engeller vardır. Hepsi için ortak engel, Siyasi Partiler Kanunu (SPK) ve yerel demokrasinin olmayışıdır.

Ancak onlar SPK'yı değiştirmek istemezler, liderleri ve yanlarındaki siyasal beslemeler demokrasi dışındaki hayatlarını sürdürmektedirler. Son seçim sırasında, adaylar belirlenirken ve bütün çalışmalarda liderlerin siyaset adamlarını nasıl katlettiklerini gördük.

Gerçekte lider oligarşisinin nedeni henüz çözümlenmiş değildir, Parti yöneticileri durumdan memnun oldukları için, parti içi demokrasiyle kimse uğraşamamaktadır.

Son zamanlarda, parti içi demokrasiye geçebilecek ve geçme fırsatı yakalayan parti HDP'dir. Yeni kurulmuş, liderin, yöneticilerin ve örgütün çalışmasıyla önemli bir başarı kazanmıştır. Bu başarıda kendisi dışında siyasetin payı da vardır ancak, HDP'nin bütünüyle anlayış ve çalışmasının belirleyici payı yadsınamaz.   

Partiler arasında, iç demokraside en çabuk mesafe alacak olan, devlet yönetimimizde yerel inisiyatife öncelik verilmesini de isteyen HDP'dir. HDP, şimdi hükümet meselesi var, daha yeni kurulduk gibi nedenler göstererek, "seçimlere kadar" bir dönem böyle yaşarsa, SPK'nın kuralları onu da lider oligarşisinin esiri haline getirecektir.

HDP'nin ilk büyük kongresine demokratik bir tüzük tasarısı getirip getirmemesi bugünkü liderin ve merkez yönetiminin tercihi olacaktır.

HDP'nin demokratik bir parti olmasının önünde bulunan fırsat kullanılmazsa Mecliste demokratik bir parti yoktur demeyi sürdüreceğiz; fırsat kullanılırsa, "biri hariç hepsi oligarşik parti" diyebilecek ve mutlu olacağız.   

"Biz istedik ama ..." deyip bazı eften püften mazeretlerle lider oligarşisine bir adım daha yaklaşabilirler, ama bir fırsatı kaçırmış olurlar!