Halkın gerçeğine hazırlanma günleri 

Sayın Erdoğan oy verme gününe kadar, "halkın gerçeğini değiştirme" değil; "halkın gerçeğine hazırlanma" çabasında olmalıdır.

Okuyucularıma bir çıkış yolu göstermek ve Sayın Cumhurbaşkanımıza bazı isteklerimi sunmak için bu yazıyı yazıyorum.

Bizi yaşatan okuyuculara minnet duyuyorum; Cumhurbaşkanımız okur mu okumaz mı bilemem; okumasını sağlayamam ama yazmam gerektiğine inanıyorum.

9 gün sonra oy vereceğiz, kararını son günlere bırakan seçmenlerin sayısı, bundan önceki seçimlerden daha fazla olduğunu sanıyorum, ancak oy vereceği partiyi gerçekten kararlaştırmamış seçmen sayısını abartmamalıyız, olsa olsa yüzde 4 kalmıştır.

Henüz düşünmekte olan seçmenler az da olsa, parti çalışanları gelecek hafta cumartesi akşamına kadar "bir oy bir oydur" deyip, çalışmayı sürdüreceklerdir.  

Oy verme gününe kadar, özellikle siyasal hayatta sorumluluk alanlar, seçim sonrasını düşünmeye vakit ayırmalıdırlar. "Halkın gerçeği" görüldüğü günlerde açılması gereken kapıların anahtarı, ancak bu günlerde hazırlanılırsa bulunabilir; kilit açılabilir.  

Siyasal tercihler karşısında tarafsız alanda bulunduğu ve memleketin birliğini temsil ettiği varsayılan Cumhurbaşkanı, "halkın gerçeği" görüldüğü günlerde en çok yol arama durumunda kalacak bir iki kişiden biri olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı, geçen Aralık ayının ilk haftasından düne kadar yaptığı 150'den fazla konuşmada, halktan Ak Parti'ye oy vermelerini istemiş, oy verilmemesini istediği partilerin adlarını ve niçin oy verilmemesi gerektiğini de söylemiştir. Bu konuşmaların çoğu, Cumhurbaşkanı'na yakınlığını belirten danışman ve hükümet üyelerinin, televizyon kanalı yöneticileriyle görüşmeleri sonucu en az dört kanalda canlı yayınlanmıştır.

Salı gecesi Cumhurbaşkanı'nın, çok deneyimli Oğuz Haksever'le konuşmasını NTV'de izledim. Bu konuşmada da Sayın Erdoğan, önceki konuşmalarından farklı bir konuya değinmedi, aynı olaylar, aynı gerekçeleri tekrarladı.

Yeni karşılaştığı bir olaydan bahsediyormuş gibi sinirliydi, kendini anlatamayan ebeveyn tavrıyla kelimelerini seçmiyordu, yorgundu!

Sayın Erdoğan'ın havasını göstermek için bir iki cümlesini alacağım:

"Dağdan yönetilen bir parti ile, dağdan yönetilen bir belediye ile nasıl bu diyalogu kuracaksınız? Bunlar kendi iradeleri ile belediye yönetmiyor ki dağdan yönetiliyor. Bunların bu ülkede barış diye, kardeşlik diye, birlik diye dertleri yok. Kendi kan kokan ideallerini, ideolojilerini gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Milletimin bunları görmesi ve bilmesi için meydanlardayım."

Fazla uzatmanın zamanı değil ama, "dağdan yönetilen bir parti, dağdan yönetilen belediye" tanımı nasıl bir şey?

Sayın Erdoğan'ın kafasında "dağdan yönetilen parti", "dağdan yönetilen belediye" ile nasıl Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu, Belediyeler kanunu yan yana durabiliyor acaba?  Söylenen partiye oy vermiş 3,5 milyon seçmen ve verecek üzere olan 4 ile 8 milyon seçmeni Cumhurbaşkanı zihninde nerede tutuyor? Bu karışıklığın içinde Başbakan, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Cumhuriyet Başsavcısı nerede duruyorlar? Bu soruların cevaplarını bulmak zordur!

O partilerin başkanları da, aynı serbestlik içinde cevaplasalar ne yapacağız? Hesaplamıyor sayın Erdoğan! Genel başkanların konuşmayacağı, militanların Cumhurbaşkanının hiç aklına getirmediği sorumluluk içinde davranacaklarını kabul ediyor olmalı!

Dün akşam bir televizyon yorumcusu, "Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019'a kadar kalacak ve değişmeyecek, herkes bu gerçeğe göre davranmalıdır" gibi bir şeyler söyledi. Bilmiyor ki bu sade gerçek, "halkın gerçeğini" değiştirmez.   

Seçim "halkın gerçeğini" ortaya koyacak, Sayın Erdoğan da bu gerçeğin gereğini yapmak zorunda kalacaktır.  

Cumhurbaşkanı; 8 Haziran pazartesi günü bütün parti liderlerine ve halka, -kendi tanımı içinde- "biz 77 milyon tek milletiz" diyebileceği durumda olmalı; önce kendini ve sonra Başbakanını bu gerçeğe hazırlamalıdır.

Bu günden tezi yok, Sayın Cumhurbaşkanı oy verme gününe kadar, "halkın gerçeğini değiştirme" değil; "halkın gerçeğine hazırlanma" çabasında olmalıdır.

Sayın Erdoğan yıldönümü şenlikleri ve mitinglerinin hepsini bırakmalı; bir partiye bağlanamayacak yerlerde sadece bütün halkın birliğinden söz etmeli, seçim sonrasında hızla demokratik hukuk devletine geçileceğini, bunun koşullarını, herkesin yardımının gerektiğini anlatmalıdır.

Yazdıklarım, her taraftaki iyimserlerin gerçekçi beklentileri için geçerlidir. Sayın Erdoğan'ın, iyi niyetle yazdıklarımı anlayışla karşılayacağını umut ediyorum.