Hasan Cemal ve Özkök!

Basın, 'Başbakan kızar mı' diye karar alıyorsa demokrasiyi ağızlarına almasınlar! Başbakan'ın duygularından bize ne?

Bundan üç yıl kadar önceydi; hükümet kaynaklı baskılardan yakınan bir gazete sorumlusundan; baskının failini, araçlarını, yöntemini öğrenmeye çalışmıştım.

Muhatabım, failin sesini duymadığını, başkasının aracı olduğunu, patrondan da doğrudan bir talimat almadığını belirtiyordu, ama ısrarlıydı; çeşitli yollar veya tavırla istediği yayını yapamıyordu! O gün, baskının kaynağını duymuştum ama ‘talimatı vereni’ öğrenememiştim! O gün bu gün yakınmalar arttı, son aylarda Başbakan’ın isteğiyle yazarların işine son verildiğine herkes inanır oldu, hatta Ak Partililer bile!

Hasan Cemal ve Milliyet olayı da Başbakan’a bağlandı. Önce olayı hatırlayalım:

Hasan Cemal 2 Mart günü, “Tarihin eli bir kez daha omzunuzda, barış fırsatı bu kez kaçmasın!” diye yazmış, aynı gün Başbakan Balıkesir’de “Batsın sizin gazeteciliğiniz” demişti.

Sonraki günlerde, Milliyet gazetesinin sahibi Erdoğan Demirören’in, Genel Yayın Müdürü Derya Sazak’tan, Hasan Cemal’in yazılarına son vermesini istediği, ikisine de bir iki haftalık yayım cezası verilerek, ‘krizin çözüldüğü’ yazılmıştı.

İki hafta sonra, Hasan Cemal gazetecilik anlayışını özetlediği ilk yazısını Milliyet’e gönderdi; Derya Bey bu yazıyı ‘koyamadığını’ bildirdi;
Hasan Bey de gazeteden ayrıldı. Dün, Ertuğrul Özkök soruyordu: “Bu dönemin arkasında bir durumdan vazife çıkaranı mı var?

Gazetecilerin sesinin kesilmesinin arkasında onu aramayacaksak kimi arayalım. Başbakan’a en kritik konularda, en yakın arkadaş grubunu kaybetme pahasına en büyük desteği veren bir Hasan Cemal bile fikrini yazacağı 100 cm kâğıt bulamayacaksa, kim, hangi demokrasiden söz edecek ki...”

Bir iki soru da ben sorayım:

Derya Bey, yazıyı gazetede bassaydı, Hasan Cemal ayrılacak mıydı? Derya Bey, Milliyet’in sahibinden talimat almasaydı, bu mesele çıkar mıydı?

Milliyet sahibi, eğer yapıldığı söylenen baskı karşısında, “Herkes kendi işine baksın” diyebilseydi değil, düşünebilseydi, Hasan Bey gazeteden ayrılır mıydı?

Ertuğrul Bey kardeşim, Milliyet sahibi Başbakan’ın Balıkesir ve sonraki grup konuşmasından ‘vazife çıkarmış’, Derya Bey’e bildiğimiz talimatı vermiş; sonuçta, onun talimatı uygulanarak yazısı ‘konamayan’ Hasan Cemal gazeteden ayrılmıştır! Hasan Cemal’in ayrılmasıyla Başbakan arasında ilişki kurmak haklı değildir!

Başbakan’ın, halka söylediklerini eleştirme görevi başka, sözlerini tehdit veya emir saymak başka bir yaklaşımdır; ikincisi Hasan Cemal olayındaki gibi, ‘vazife çıkarma’ yolunu açar.

Çıkarılan vazife neydi? Demokrasi ve basın özgürlüğüyle mi yoksa gazetecilik dışındaki ilişki veya işlerle mi ilgiliydi?

Gazetenin patronu, Hasan Cemal’in yazdıklarının okuyucudan tepki alacağı, Milliyet’in politikalarına ters düştüğü için mi rahatsız olmuştu, yoksa Başbakan’ın bu yazılara kızdığını sandığı, hatta Başbakan yakınlarının bazılarının Başbakan’ın bu yayınlara kızacağına inandığı için mi, Hasan Cemal’in yazısının yayımlanmasını uygun görmemişti?

Basın kurumları, Başbakan’ın kızıp kızmayacağına göre karar alıyorlarsa demokrasiyi ağızlarına almasınlar! Başbakanlar yazarları okur okumaz, yazılanlara kızar kızmaz; bağırır çağırır; bize ne Başbakan’ın duygularından? Biz kendi işimize bakalım!

Bakın, Hasan Cemal yazısı konulmayınca kendi anlayışına göre ayrıldı; doğruydu, yayın müdürü arkasında olmayan bir yazar gazetede kalamazdı! Derya Bey “Yazıyı koymayalım” sözüne karşı, “Herkes kendi işini yapsın” diyemedi; patronunun sözüne itaat etti; gazetede kaldı!
Derya Bey’e baskı yapan Başbakan mıydı? Demirören miydi?

Başbakan’ı araya koyarak, patronun, yazı işleri müdürünün, gazetecilerin zaaflarını örtmeyelim! Zaaflarına bağımlı kişilerle kol kola, demokrasi merdivenlerinden çıkılmaz.

Son soru: Sayın Demirören, gerekeni, sadece doğruyu yapsaydı, şimdi Hasan Cemal’i mi konuşacaktık?