Hesap verenle yetki sahibinin aynı kişi olması!

AK Parti, hukuksal ve siyasal hesabı karıştırarak, seçimde halka hesap vermeyi "başkanlık" olarak sunuyor.

AK Parti’nin seçim beyannamesinde, başkanlık sisteminin gerekçesi olarak, “Hesap verenle yetki sahibinin aynı olması” ilkesi yazılacakmış. AK Parti Genel Başkanı, bu bölümü bizzat yazmış.

Şimdiki Anayasa’da “hesap veren” yetki sahibi değil, “yetki sahibi” de hesap vermiyor demek isteniyor. Bunu değiştirmenin yolu da, hesap verenin yetkili kılınması, yani başkan seçilmesi imiş! cumhurbaşkanını halk seçiyor ya, seçildiğine göre hemen “hesap veren kişi” sayılıyor, hesap verdiğine göre de cumhurbaşkanı yetkili olmalıymış! Hesap veren sadece cumhurbaşkanıymış gibi!

Şu “hesap veren” ile başlayayım. “Seçilen” demek, “hesap veren” mi demektir de; “hesap veren yetki sahibi aynı olsun” deniyor?

Başkanın veya parlamento çoğunluğuna seçilenin, seçmen çoğunluğuna, -halka- hesap vermesi, siyasal hesaplaşmadır. Bir tür siyasal hesaplaşma olan, milletvekilinin aday olup seçmenine gitmesi ve tekrar seçilmesi de, kişisel yasal sorumluluktan kurtulma hakkı vermez.

Yeniden başkanlığa veya milletvekilliğine aday olunursa, siyasal hesabın halka verilmesi bir ölçüde söz konusu olabilirse de, anayasada yazılı süre bitmiş veya isteği ile yeniden aday olmamışsa, seçilenin halka hesap vermesi söz konusu değildir. Bu durumda hesap tarihe kalır. Halka siyasal hesap vermenin yasası, usulü, savcısı, soruşturması, iddianamesi, hakimi, mahkemesi… yoktur; bu hesap tarih sayfalarında veya huzur-u mahşerde verilir!

Hesap verilecek seçimlerde bir önceki iktidar partisi ile diğer partiler kazanmak için ve her partinin kazanma ihtimalini kapamadan, “iktidara aday” olurlar. Bu adaylık, çok partili siyasal hayatın temel hak ve kuralının esasını ifade eder; biçim ve esas bakımından her parti eşit haklara sahip olmalıdır.

Seçim dönemindeki konuşmalar, tartışmalar halkın partilerle siyasal hesaplaşmasıdır. İktidar partisi bitmekte olan dönemdeki politika ve yaptıklarını anlatırlar, diğer partiler de o tartışmaya eşit haklarla katılırlar. Bu eşitliğin varlığını, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gözetir ve denetler.

Seçim süresince, eşitlik yoksa, siyasal hesaplaşma da yoktur!

Şimdi herkes elini vicdanına koyup düşünsün; seçim döneminin başladığı 10 Şubat’tan bu yana, siyasal hayatta eşitlik var mıdır? Bana göre seçimin başladığı günden beri, propaganda da eşitlik yoktur!

Eşitlik derken, meşru veya gayrimeşru parasal kaynaklardan bahsetmiyorum; hukuksal kurallardan, hukuk kurallarının uygulanıp uygulanmadığından bahsediyorum. Televizyonun ve internetin olmadığı, radyo tekelinin devlette bulunduğu devirde yapılmış kanunun uygulandığı ve iletişim tekniğinin neredeyse uykumuza girdiği bir dünyadaki eşitliktir konuştuğumuz.

Böyle bir dünyada “seçimde” hesap vermekle siyasal hesaplaşmayı bir birine karıştırıp, bize “başkanlık” sunuluyor.

Yukarıda yazdığım gibi seçimlerde “yeniden aday olanlar”, seçmene yaptıklarını anlatırlar, bir tür siyasal hesap verirler.

Siyasal hesapla, hukuksal hesap birbirine karıştırılırsa; cumhurbaşkanı, başbakan, partiler ve milletvekili adaylarının seçimlerde aday olmalarını “hesap vermek” olarak anlamak olasıdır! Aday olup seçildinizse hesap da verdiniz demektir!

AK Parti seçim beyannamesine yazılacak, “Hesap verenle yetki sahibinin aynı olması” ibaresindeki hesap hangisidir?

“Seçimlere katılıp seçilenler, yetkili olmalıdır” demek isteniyorsa doğrudur; seçimlerin evrensel demokratik ilkelere uyması ve seçilenlerin bağımsız mahkemelerde bağımsız yargılarca yargılanabilmesi koşuluyla.

Seçimlere katılarak “siyasal hesap” vermekle, yasalara aykırı davranışların “yargıya hesap” vermek arasında dünya kadar fark vardır. Bu iki hesaplaşmayı aynı görerek, seçilenin hesap vermemesi savunulmamalıdır.

Üç bakanın Yüce Divana gönderilmesi kapısını –şimdilik- kapatan ve “hesap vermeyi, seçime katılmaktan ibaret” sananlar, şimdi de “seçilmiş” olmayı “hesabı vermiş ve aklanmış” sayma eğilimine girmişlerdir.