Hükümet dini yönetir mi?

'İstismar' ve 'tarikatlar' gibi tabuları öne sürmek, 'Cenaze namazı kılacak imam bulunamıyor' iddiaları, dinin devletçe yönetilmesini haklı kılmaz.

Meclis Bütçe Komisyonu, Diyanet İşleri Başkanlığı'na 1600 kadro verilmesini öngören tasarıyı, kadro sayısını 15 bine yükselterek kabul etti.
Bakanlar Kurulu'nda 28 Mayıs'ta görüşülerek, 10 Haziran'da Meclis Başkanlığı'na sunulan kanun tasarısı gerekçesine göre, 11 binden fazla cami imam-hatip, 7 bin cami de müezzin kadrosu beklemektedir. 'İhtiyacın' bu düzeyde olmasına karşın hükümet 'had safhaya ulaşan kadro ihtiyacının kısmen olsun karşılanabilmesi' için 1600 yeni kadroyla yetinmeyi uygun görmüştür.
Komisyonda, AKP'lilerin önergesiyle, yeni kadro sayısı 15 bine çıkarılmıştır. NTV'ye göre, CHP'liler önergeye karşı çıkmışlardır. Grup başkanvekillerinin dünkü demeçlerinden, CHP'nin kadrolaşmaya ağırlık verdiği anlaşılmaktadır.
Maliye Bakanı'nın, yasa çıksa da, 'Atama yapılamaz, herkes ayağını yorganına göre uzatsın' demesine bakılırsa, Komisyon değişikliği, Meclis Genel Kurulu'nda itibar görmeyebilir.
Bu tartışmalar, 'laik bir devlete' yakışıyor mu?
Anayasamızın 2'nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti 'laik bir hukuk devletidir.'
136'ncı maddede ise 'Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir' denilmiştir.
633 sayılı 'özel kanun'un 1'inci maddesi, 'Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek görevi' Diyanet İşleri Başkanlığı'na verilmiştir.
Anayasamızın 2'nci maddesiyle, 136'ncı maddesi birbiriyle çelişmektedir. Laik bir devletin idaresi içine, 'Diyanet İşleri Başkanlığı' yerleştirilemez. 136'ncı maddesi, Anayasa'nın değiştirilmesi önerilemeyecek
üstün hükümlerinden olan 2'nci maddesine aykırıdır.
Kanunda yazıldığı gibi camilerin devletçe yönetilmesi, din adamlarının devlet memuru olmaları, din işlerinin devletçe yürütülmesi demektir. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı camilerde okutulacak hutbeleri hazırlamakta, başkanı neyin günah olduğu hakkında zaman zaman beyanat vermektedir. Açıkça hükümet yurttaşlarının inançlarını biçimlendirmekte, yönlendirmektedir. Laik bir devlette hükümetin, insanlara inanç aşılamaya, ibadetini yönetmeye hakkı olabilir mi?
Diğer taraftan, 'Din konusunda toplumu aydınlatma görevi' kanunla idareye verilmektedir. 'Görev', dinin ne olup ne olmadığının anlatılması mıdır? Yoksa bugün anlaşıldığı gibi bir dinin icaplarının öğretilmesi midir? Toplumdaki 'bir dinin mensuplarını' aydınlatma görevi ne demektir? Bu görev açıkça, o dinin mensuplarına, dince doğru ve yanlış olanları anlatmak anlamına gelir. Bu hükümle, hükümete, idarenin bir kısmına 'din adamlığı' görevi, hatta din adamlarının üstünde 'düzenleyicilik' görevi verilmektedir! Hükümet hem laik olacak hem de bir dinin uygulamasını düzenleyecek ve yönetecek! Anlaşılamayacak bir durum.
İlke olarak ibadethaneleri, o ibadethanede ibadet eden inanç sahiplerinin yönetimine bırakmayan devlet laik de olamaz, demokrat da! İbadethanelerin devletçe yönetilmesi ve din adamlarının memur olduğu bir ülkede inanç özgürlüğünden de bahsedilemez. 'İstismar' ve 'tarikatlar' gibi tabular,
'Cenaze namazı kılacak imam bulunamıyor' gibi iddialar, dinin devletçe yönetilmesini haklı kılmaz.