İfade özgürlüğünde duraksama sürüyor!

Taslakla halka, konuşma ve örgütlenmede nefes aldırılmış olur ama düşünce özgürlüğü verilmiş olmaz.

İfade özgürlüğünün genişletilmesiyle ilgili ‘yargı paketi’ müjdesi neredeyse bir buçuk yıl önce verilmişti. Kasım 2011’de Adalet Bakanı Ergin’in demecini, ifade özgürlüğü genişletiliyor diye anlamış, gerçekten sevinmiştim.

Toplumun uygarlaşmasında ifade ve örgütlenme özgürlüğü konuşulduğundan daha etkilidir. Siyasal alan dışında insanların günlük yaşamını da değiştirir; kişi-devlet ilişkileri gibi, iş hayatına, kadın-erkek ilişkilerine kadar yayılır. Derneklerin etkinleşmesini sağlar, ticari hayatta ahlak dışı davranışları azaltır. Bu etkileri görmemiz için öncelikle siyasal hayatımızdaki ifade suçları kaldırılmalıdır!

On yıldan beri, demokrasideki adımlar ifade özgürlüğünün çevresinde dolaşıyor. Geçen yıl ortalarından beri, 4’üncü yargı paketi konuşuluyor; bakanlar kuruluna sunuldu, bakanlar kurulunda ele alındı, düzeltilmesi istendi sözleriyle aylar geçti.

Bu kez, işin özüne inilecek, konuşma ve yazma özgürlüğü sade biçimde tanımlanabilecek mi diye meraklanıyorum.

Adalet Bakanlığı’nın taslağı hafta başında bakanlar kurulunda görüşüldü, karar çıkmadı; salı günü AK Parti hukukçularının ayrıntılar üzerinde çalıştıkları söylendi, bir sonuç alınacağı umut ediliyor; açıkçası ben umutla bekliyorum.

Dünkü gazetelerde; Ceza Kanunu’nun 220’nci ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 6 ve 7’nci maddelerine göre, yayın ve propagandaların cezalandırılması için ‘cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlere başvurmayı alenen teşvik’in aranacağı haberi vardı.

Bunlar dışında taslakta, işkence suçunda zamanaşımının uzatılacağı, adli yardımın genişletileceği ve halkı askerlikten soğutmada para cezasının paraya dönüştürüleceği de haberler arasındaydı.

AK Parti’nin salı toplantısı sonrasında Adalet Bakanı Sadullah Ergin, “Paketteki düzenlemeler müspet olarak değerlendirildi ve kabul edildi; bir-iki teknik redaksiyondan sonra imzaya açılacak ve parlamentoya gidecek” demişti. Sayın Ergin’in bahsettiği ‘teknik redaksiyon’ için AK Partili hukukçular dün yeniden Başbakan’ın katılımıyla toplandı.

Taslağın gazete haberlerinde bulunan maddeleriyle ifade ve örgütlenme özgürlüğüne nefes aldırılmış olur ama halka konuşma ve yazma özgürlüğü tanınmış olmaz. Bunu anlatmaya çalışayım:

Bugün yürürlükte olan kanunlarımızda terör örgütlerinin amaç ve yöntemlerinin propagandasını yapmak, bildiri ve açıklamalarını basmak veya yaymak suç olarak tanımlanmıştır.

Şimdi yapılan bu fiillerin başına ‘cebir, şiddet veya tehdit içeren’, ‘meşru gösteren’ veya ‘öven’ unsurları eklenmektedir. Böylece örneğin, “Terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren propagandasını yapmak” suç olarak tanımlanacak; terör örgütlerinin cebir ve şiddet içermeyen propagandalarını yaygınlaştırmak suç sayılmayacaktır.

Taslak, Terörle Mücadele Kanunu’nda ayrı ayrı maddeler halinde yazılan ‘terör’, ‘terör suçlusu’, ‘terör suçu’, ‘terör amacı ile işlenen suç’ tanımlarını değiştirmemektedir. Bu tanımlar değiştirilmeden diğer maddelerdeki suç tanımının içine cebir ve şiddet unsurunun konulması, ifade özgürlüğünün getirildiği anlamına gelmez.

Bu maddelere koymak yetiyorsa, Ceza Kanunu’nda ifade özgürlüğünü niçin ‘cebir ve şiddet’ unsuruyla tanımlamıyoruz?

Demokratik düşünce özgürlüğünün evrenselleşen tanımını hatırlayalım:

Düşüncenin her türlü iletişim araçları veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklanması, yaygınlaştırılması, örgütlenmesi ve savunulması serbesttir.

Düşünce özgürlüğüne; şiddeti amaçlamadığı ve savunmadığı, başkalarının kişilik haklarına saldırıda bulunmadığı, yargılamaya müdahale etmediği sürece sınır konulmaz. Kişisel haberleşmede gizlilik esastır.

Açık ve yakın bir tehlike mahkeme kararıyla belirlenir ve önlenir. Başka yollar aramadan bu tanımı Ceza Kanunumuza yazalım ve demokrasi tarafına geçelim!