İktidarı koruma planı ve mekanizmaları

Sayın Erdoğan'ın 29 Ocak'ta yayımlanan söyleşisinde beş yıl önce hazırlanan planın son safhası açıklamıştır: Yeni Türkiye'nin, yeni siyasal rejimi.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Perşembe gecesi TRT’de yayımlanan söyleşisi, siyasal hayatımızda bir dönemin sonlandığına işaret ediyordu. (http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/92106/)

Gerçekte, “yoksulluk, yasaklar, yolsuzlukla mücadele” ile başlayıp, “krizin sorumlusu halkımız değildir, krizin sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir” iddiasıyla devam eden ve “Düşünce ve ifade özgürlüğünün tam olarak sağlanması, yönetimin şeffaf hale getirilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi …” hedefiyle biten 2002 seçim beyannamesiyle açılan dönemin çok gerimizde kaldığını haber veriyordu Sayın Erdoğan!

Cumhurbaşkanının seçim sonrasında hazırlanmasını istediği Anayasa’yla aradığı; “yönetim sistemindeki sorunlara çözüm” müdür? Yoksa “iktidarın korunması için yeni rejim” midir?

Aranan yönetim sistemimizdeki sorunlara çözüm ise, çok doğru bir yola, diğeriyse bir maceraya girmiş oluruz!

Yönetim sisteminin sorunlarını değişik başlıklarda ele alabiliriz: Erklerin kaynağı; kuvvetler ayrılığı; yasa önerilerinin hazırlanması, görüşülmesi ve onaylanması; devlet bütçesinin önerilmesi, onaylanması, değiştirilmesi, izlenmesi; parti oligarşisi başlıkları; bu başlıklardaki kurumların her biri ayrı ayrı ve birlikte yetkileri, denetimleri, sorumlulukları mıdır aradığımız? Hayıur, hiç bunları tartışır halimiz yok!

Sayın Erdoğan’dan bir iki cümle alayım: “Ben damdan düşmüş birisiyim. Damdan düşmüş birisi olarak bu işleri biraz biliyoruz. Çalışacağım adamı ben belirlerim. Benle gelen benle gider. Sizinle gelen sizinle gitmiyor. Birileri bunu engelliyor. Böyle memleket yönetilmez ki, şehirler yönetilmez ki, kurullar yönetilmez ki. … Bunların hepsi parlamenter sistemin bana göre eksikleridir, yanlışlarıdır. Bütün bunların gerçekten düzeltilmesinde, Başkanlık sistemiyle bunların aşılabileceğine inanıyorum.”

Tartışmada görüş bildiren Cumhurbaşkanı söze, “Ben” ile başlayıp “inanıyorum” ile bitiriyorsa, “biz tartışıyor muyuz, yoksa talimat mı alıyoruz?” diye kendinize sormaz mısınız?

Tartışmaya, sorunun bir iki parçasını ele alıp, somut görüş bildirmeleri beklenmeli değil midir? Örneğin, parti içi demokrasi olmadan parlamento seçilen, partilerin milletvekilleri adayları listesini genel başkanların yazdığı bir ülkede, parlamento mu vardır? Yerinden yönetime kaskatı kapanmış bir merkezi idareyle yönetilen bir ülkenin parlamentosu ne yapabilir? Daha neler neler…

“Tarafsızlık” ilkesini “bağımsızlık” olarak anlayan Sayın Erdoğan, yeni bir yönetim sisteminin parçalarını tartışmıyor, bütün devlet kurumlarına ve halka, “ben de bağımsızım” diyor ve “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nden” yeni Türkiye’nin yeni siyasal yapısını telkin ediyor! “Telkin” mi “tebliğ” mi ayrımını okuyucuya bırakıyorum.

Söylenenler, yönetim sistemi tartışması değildir; “iktidarın korunması için yeni rejim” açıklanmaktadır adeta!

Açıklanan rejim yeni gibi takdim edilmektedir ama yeni değildir, çok partili seçimlere geçildikten sonra, seçimleri kazananların iktidarlarını koruma çabalarını halk 1960, 1971, 1980, 1997 yıllarında yaşamış; acılarını ocağından kabrine kadar her yerde çekmiştir!

Bunların hiç biri, siyasetin dışında, siyasetin önleyemeyeceği özellikte değildir; hepsi siyasetin tıkanması sonunda ve o tıkanıklığın devam edeceği kesinleşince ortaya çıkmıştır.

İktidarı koruma amacı, değişik süreler içinde, önce tıkanıklık yaratır, sonra da bunalım ve karmaşa… Sonuçta devlet küçülür, yeni sorunlar doğar.

Bugün karşılaştığımız tıkanıklık, 2007’de görülmeye başlanan toplumsal ayrışmanın devamında, 2011 seçimlerinin hemen sonrasında başladı.

1950’den sonra dört kez denenen, iktidarı koruma hedeflenerek hükümet etmenin doğal sonucu belliydi; önce tıkanıklık sonra karmaşa.

2011’den beri AK Parti’de “demokratikleşme projeleri” hazırlayanlar, Erdoğan’ın “iktidarı koruma” planına çarptılar. Kaç demokratikleşme projesi veya yargı paketi AK Parti MYK’sına ve Bakanlar Kuruluna taşınmıştır bilemem, fakat duvara çarpanların meclise, temel maddeleri kırpılarak geldiği bilinmektedir.

Planın ilk bölümü, üç dönem kuralını koruyarak, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı ile bağımlı parti ve hükümet modelinin oluşturulmasıydı. 2014 başlarında planın “adaylık” bölümü, Anayasa içinde veya dışında halloldu.

Şimdilerde planın, Sayın Erdoğan’ın nitelendirmesiyle, ”ayaklarımızı adeta prangaya vurmuş çok başlılıktan kurtulup” genel başkanlığın, hükümetin ve milletvekili adaylarının “prangalanması” bölümü kotarılmaya çalışılıyor.

Sayın Erdoğan 29 Ocak’ta yayımlanan söyleşisinde, beş yıl önce hazırlanan planın son safhasını açıklamıştır: Yeni Türkiye’nin, yeni siyasal rejim modeli.

Şimdilik modele bir ad verilmemiştir ama temel mekanizmalarının parçaları açıklanmıştır!

AK Parti'nin bu plana tepkisinin ne olacağını göremiyorum, ancak halkın tepkisi hakkında gördüğümü, kurtuluş savaşı başlarında söylenmiş bir sözü tekrarlayarak anlatabilirim: Yollar çok, vasıtalar çok!