İmarla ilgili dün söylenenler sonuç vermez

Ülkemizin ormanlarında, kıyılarında, tarihi alanlarında, yeniden yapılmış iskan alanlarında gezerken kim kendinden utanmamıştır?

Başbakan Davutoğlu dün "Kamuda şeffaflık paketi" başlıklı basın toplantısında, siyasal partiler, mal bildirimi, yolsuzluğun ihbarı, imar planı, tarihi varlıkların korunması konularında düşündükleri ve hazırlıklarını anlattı.

İmar planlarıyla ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum, ancak ondan önce "şeffaflık" anlayışına değineceğim:

"Şeffaflık" bir sonuçtur. İnsanlık camı bulmadan, kumun şeffaflığı söz konusu değildi. Kum eritilip, değişik yöntemlerle kalıplanarak şeffaf bir malzeme olan cam elde edilmiştir. Binlerce yıldan beri "kum" değişmemiş, ama cam değişmiştir.

Yani şeffaflık ham maddeye ve onun işlenmesine ait bağlı bir üründür. Kamu yönetiminde şeffaflık, kamu işleri sürecindeki malzeme ve yöntemlerle ilgilidir. Neyse, bir başka zaman şeffaflığın teorisine döneriz.

Bu konularda söyleyeceklerimden önce, özür dileyerek, kendimle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. İmar konusundaki bildiklerim siyasal hayata ilgimin sonucu öğrendiklerimdir; kişisel başvuru veya ihtiyaç sonucu öğrendiğim ve gördüklerim değildir. Yani 60 yıldan beri imar meselesiyle ilgilenirim fakat, imar planıyla ilgili olarak, hiçbir makam ve kişiye, meşru veya gayri meşru, kişisel bir meselem için başvurum, konuşmam olmamıştır.

Sayın Davutoğlu'nun imar planı konusunda açıkladığı hazırlıkları şöyle özetlenebilir:

1. İmar planlarının yapım süreci saydam ve hesap verebilir hale gelecek.

2. İmar uygulamalarının adil ve hızlı yapılması sağlanacak.

3. İmar planıyla oluşan değer artışından belediyelerin pay alması sağlanacak.

4. İmar planları ve değişiklikleri, taslak ve kesinleşmiş halleriyle internet sitesinde ve herkesin rahatlıkla görebileceği panoda ve muhtarlıklarda ilan edilecek.

5. Herhangi bir yerde tarihi doku, siluet veya doğal çevreye zarar verebilecek bir imar değişikliğine izin verilmeyecek.

Bu cümleler, bu amaçları halk için anlatıyor ancak, bu cümleler ne yapılacağı hakkında bilgi vermiyorlar.

Hep böyle olmuştur; "... sağlanacak", "... ilan edilecek" veya "... izin verilmeyecek" ibaresiyle biten cümleler talimat halinde bürokratlara verilmiş, taslak bakanlara sunulurken içtenlikle amaca uygun hükümler konulduğu sanılmıştır.

Sanmayın ki bugünkü kanunlarımız, işlerin gizli, adaletsiz ve yavaş yürütülmesi amaçlanarak hazırlanmıştır, tam bugünkü hedefler belirlenerek hazırlanmıştır. Fakat bu hazırlık sırasında tarihimiz, çevre ve ekonomik koşullarımız, kültürümüz, bireylerin yaşam koşulları gibi insanımızın varlık ve değerleri, açıkçası malzememiz, göz önüne ve dikkate alınmadığı için, yolsuzluğun nedeni olan yasalar yürürlüğe girmiştir.

Başbakan, kendisine sunulan taslaklarla eski tasarılar arasında büyük fark olduğunu sanmasın. Bundan önceki kanunlarda da, işlemlerin açık olması için akla gelenler yazılmıştır; hiç bir kanunda çevrenin, siluetin, tarihi dokunun bozulmasına izin verilmemiştir.

Sayın Başbakana sormak isterim; ülkemizin ormanlarında, kıyılarında, tarihi alanlarında, sözde yeniden yapılmış iskan alanlarında gezerken kim kendinden utanmamıştır?

Bu genel girişten sonra, asırlar boyu değişik adlarla anılan imar meselemizin temelinde ne bulunduğunda anlaşmamız gerekir.

Meselemiz, yönetim sistemimizin bir sonucudur. Yönetim sistemi değiştirmeden gerçekten sonuca ulaşamayız; yani yolsuzluk devam eder.

Ancak, yerinden yönetim sistemine geçmeden de bir düzeltme yapabiliriz. Hiçbir kanunu değiştirmeden, hemen yapılabilecek bir zihniyet değişimini formüle edip yürürlüğe koyabilsek, çok yol aldığımızı göreceğiz.

Başbakan şu ilkeyi yürürlüğe koysun: Yasaların bakanlığa görev veya yetki verdiği konular dahil, ilgili yerleşim yerinin seçilmiş meclisinin (belediyenin, il genel meclisinin, ilerde muhtarlık meclisinin) ve ilgili yurttaşın kabul etmediği bir hususta, -kanunlar ne yazarsa yazsın- bakanlık karar vermeyecektir.

Meselemiz bu kadar basit değildir, ama çözüm için bu ilkenin kesin bir başlangıç olduğuna, Sayın Başbakan inanabilir, kim ne derse desin...

Yasalarda bakanlığın görevi ve yetkisi olan konularda bile, önce belediyeye sorulacak, belediyenin ve il genel meclisinin açık, tek anlama gelen görüşü alındıktan sonra; bakanlık kararını bildirecektir. Bakanlığın görevli organıyla görüşmede belediye ikna olmamış ise konu, bir üst organa en sonunda da bakana gidecektir.

Belediyenin kararına bırakılmış işlerde bile, bir yurttaşın başvurusu ile bakanlık devreye girebilmelidir. İlke, belediyenin ve merkezi idarenin vatandaşa karşı karar alamamasıdır. Bu mekanizmayı bakanlıktaki imar konusu ilgilisinin başlatma yetkisi de olmalıdır.

Tabii bu geçici bir yöntemdir, esas konu anayasanın ve idareyle ilgili kanunların değişmesidir, özetle yerinden yönetim sistemini kurmalıyız.

Başbakan'ın bahsettiği yasa tasarıları gelince tekrar bu konuya dönerim.

NOT: "T24 İnternet Gazetesi (www.t24.com.tr) CHARLİE HEBDO dergisinin, terör saldırısından sonraki ilk sayısının Türkçe baskısını yayımlamıştır."