İnönü'nün sükûtu

Hakkı (Devrim) bey, dünkü 'İsmet Paşa'yı özlemişim' başlıklı yazısıyla beni yine duygulandırdı. Okumamışsanız, bulup buluşturup okuyun.

Hakkı (Devrim) bey, dünkü 'İsmet Paşa'yı özlemişim' başlıklı yazısıyla beni yine duygulandırdı. Okumamışsanız, bulup buluşturup okuyun.
Hakkı beyden iki cümle verip, iki anı nakletmek istiyorum:
"İç siyaset meseleleri yanında, savaş ağırlıklı dış siyasetin de bu kadar ağır bastığı günlerde, İsmet İnönü çapında bir devlet adamının sesine kulak vermenin ne demek olduğunu gençlere anlatmakta güçlük çekeceğimi biliyorum. O gençler ki, içimizden biri önemli günlerde bize bir şeyler söylemek ihtiyacı duyduğunda, susup, merak ve saygıyla onu dinlemenin ne demek olduğunu hiç bilmediler."
İlk anıyı, İnönü'nün 120'nci doğum gününde, geçen yılın 24 Eylül'ünde, Demokratik Değişim Derneği'nin düzenlediği toplantıda Ahmet İsvan anlattı.
Yazları İstanbul'a geldiğinde, partinin il yönetim kurulu üyelerinden biri sekreterlik hizmetlerinde İnönü'ye yardım ederdi. 1970 yılında bu işi kusursuz yerine getiren Ahmet İsvan anlatıyor: "O gün benim basın özetimi dinlemedi, bana şunu sordu. (Dört-beş gün önce sen bana Helsinki'de Amerikan ve Rus temsilcilerinin atom silahlarını bırakma konusundaki konferansta kapıdan çıkarken, işler iyi gidiyor, anlaşmaya varıyoruz gibi bir söz söylediklerini söylemiştin) dedi ve parmağıyla AP (Associated Press Ajansı) bültenlerini gösterdi, bunlarda yok dedi.
Tam anlamadım ne demek istediğini. Gözlerini açarak, niye yok, ajansa sor dedi." Ahmet bey sorup soruşturmuş, sonunda bu haberi ertesi gün Beyaz Saray'ın yalanladığını öğrenmiş; öğrendiğini Paşa'ya arz etmiş. "O dakikayı hiç unutmayacağım" diyen Ahmet bey devam ediyor:
"Şöyle bir durdu, (En büyük endişem budur! Yani, anlaşılıyor ki, Rusya ile Amerika arasında hegemonya pazarlığı yapılacak, Türkiye bunun hangi tarafında kalacak?) dedi. Türkiye'de Dışişleri Bakanlığı'nda o tarihte bu işle görevli kişi bu bilgiye sahip değildi.
O tarihte İsmet Paşa 86 yaşındaydı, muhalefet lideriydi ve yaz tatilindeydi..."
Ahmet beyin 1970'te yaptığını ben 1968 yazında yapmaya çalışmıştım. O yılın ocak ayı başlarında, Çekoslovakya Komünist Parti Genel Sekreterliği'ne Dubçek gelmiş ve parti yönetiminde yeniler çoğunluk kazanmıştı. Serbestleşme fikri bütün ülkeyi heyecanlandırdı, sansür kaldırıldı, çokpartili seçimlerden bahsedilmeye başlandı, diğer Varşova Paktı ülkeleri de yakınlıklarını belli ediyorlardı.
Rusya, gidişatın komünist düzen için tehlike yarattığını gördü, çıkış kabul edilemezdi, yeniler ezilmeliydi! Dubçek'in gelişinden 8 ay sonra, 21 Ağustos'ta Rus tankları Çekoslovakya'nın başkenti Prag'ı işgal etti.
İnönü'nün kaldığı, Kartal'da Metin Toker'in evinin önü gazeteciyle doldu, hepsi İnönü'nün görüşünü duymak istiyorlardı. Birinci gün geçti, İnönü hiçbir şey, tek kelime bile söylemedi. İkinci gün erken saatlerde gazeteler okundu, birçok siyaset adamı, bürokrat, askerler konuştu. Gün geçiyor, haberciler sıkıştırıyordu, cesaretimi toplayıp, onların ricalarını ilettim, tebessüm etti; ben haddimi zorlayarak, halkın İnönü'nün tutumunu öğrenmek istediğini söyleyebildim; baktı, 'Tutumumuzu gösterdik, bir şey söylemedim' dedi, gerçekten şaşırdım; hiç düşünmemişim, İnönü'nün konuşmaması da bir yorumdu! Sonra bu konuda konuştu mu, ne zaman konuştu, hatırlamıyorum.
Hakkı bey, 'İsmet Paşa'nın bütün sesleri bastıran ünlü konuşmalarını'
özlediği kadar, gevezeleri susturan sükûtunu da arıyor olmalı...