İnsan Hakları Kurumu Kanunu

İnsan Hakları Tasarısının görüşmeleri ve oylaması Meclis'in çalışması için gösterge sayılabilir.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu (İHKK) geçen Perşembe gecesi mecliste kabul edildi ve kanunlaştı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, 1993 yılındaki “Paris İlkeleri” adıyla bilinen kararında, insan haklarının geliştirilmesi ve korunması için kurulacak ulusal kuruluşların statüsüne ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuştu.
Hükümet, ülkemizde kurulması öngörülen Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) ile kanun Tasarısını Ocak 2010’da Meclise sunmuştu. O dönemde kanunlaşamayan tasarı (KT), diğer üç tasarıyla birlikte, 5 Mart 2012’de yenilendi. “İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu” 13 Haziranda yazdığı 279 nolu sıra sayısıyla yayımlanan rapor geçen hafta mecliste gündeme alındı.
Kanun görüşmelerine cuma günü gazetelerimiz yer verdiler; ertesi gün de iki köşe yazısı okudum.
Haberlerdeki alıntılara göre muhalefet sözcülerinin ve köşe yazarlarının iddiaları birbirine yakındı, hatta aynıydı: Paris İlkelerine göre İnsan Hakları Kurumu idaresi, kurul üyelerinin seçimi ve bütçesi yürütmeye bağlı olmamalı, hükümetten bağımsız olmalıydı.
Doğru kanaat sahibi olmak için, Komisyon Raporunu ve Meclis tutanağını okumayı gerekli buldum.
CHP, MHP ve BDP’nin sözcüleri birbirine çok yakın görüşleri savunmuşlar. Sekiz muhalefet sözcüsünün “memleket hali” eleştirileri dışında tasarının içeriğiyle ilgili söylediklerini özetleyen alıntılar vermek istiyorum:
“Sivil toplum örgütlerinin ve uzmanların görüşlerine başvurulmamıştır. Paris ilkelerinde yazıldığı gibi bağımsız, özerk, çoğulcu, şeffaf bir kurum olması lazım. Mali bakımdan da mutlaka özerk olması gerekir. Hükûmete bağlı bir kuruluş olması, bu kurumun hiçbir doğru dürüst işleve sahip olamayacağını gösteriyor. Bu Kurulun doğru çalışması için Kurul üyeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmeliydi. Kurduğumuz denetim, idarenin inisiyatifiyle oluşturulan bir kurum kuruluyor. Nasıl denetleyecek? Yarın ilerleme raporunda göreceğiz, yine yüzümüz yere eğilecek. AKP’nin bu tasarıyı hazırlamaktaki amacı, Avrupa Birliğinin ve Türkiye toplumunu gözünü boyamaktır.”
Komisyon ve hükümet, itirazlara şu alıntılarda özetlenen cevapları vermiştir:
“11 madde olarak komisyonumuza gelen tasarı, alt komisyonumuzda ve üst komisyonumuzda yapılan çalışmalar ve gelen önerilerin değerlendirilmesiyle birlikte 24 maddeye çıkarılmıştır. Bu tasarının Paris Prensipleri’ni karşıladığı noktasında ufacık bir şüphemiz dahi bulunmamaktadır. Bu konuda söz söyleyecek “Sözüm var” diyen herkes dinlenmiş, önerilerini almış ve tasarıya katkı koyabilmelerini sağlanmıştır. Meclis seçsin ve 2/3 çoğunluk aransın yaklaşımı gerçekten doğru değildir. Kurulun Başkanını ve İkinci Başkanını Kurulun seçme imkânı getirilmiştir. İngiltere’de, Fransa’da, bütün üyeler ve başkan, bakan tarafından atanmaktadır. Kurumun bütçesi, her yerde Meclis tarafından başbakanlığa veriliyor ve başbakanlık bu bütçeyi kurula veriyor. Bizse bizzat Meclis tarafından bütçeyi kurula ayırıyoruz. Hâkimlerle ilgili teminat nasılsa kurul üyeleri konusundaki teminat aynıdır. Başbakanlıkla ilişki bakımından, üç yöntem bulunmaktadır: Bağlı; ilgili; ilişkili. Biz en zayıf bağlılık olan ilişkili ibaresini kullandık.”
Değişik konularda iki metin üzerine yapılmış kadar birbirinden farklı bu sözlerden sonra iktidar ve muhalefeti değerlendirmek hem kolay hem de zordur. Açıktır ki, iktidarın ilk konuşmasında verdiği İngiltere, Fransa, Norveç örneklerine karşı, bir muhalefet partisi sözcüsünün, öyle değildir veya orada öyledir ama bizde farklı olmalıydı diye cevap vermesi, verilecek cevabı yoksa, aynı iddiaların tekrarlanmaması gerekirdi. Diğer hususlar da cevapsız kalmış, iddialar aynen sürdürülmüştür!
Hükümetin ilk teklifiyle Meclise sunulan tasarıyı birbiriyle karıştıran parti sözcüsü ve yazarımız da vardır!
Eleştirilmeyen iki hususun başlığını da ben yazayım: Kurul başkan ve üyelerin hizmet süresinin, “dört yıl” yerine, “65 yaşına kadar” olarak belirlenmesi, kurulun bağımsızlığına katkı sağlardı. Diğer eleştirim de, kurul üyelerinin ilk değişme yılını belirlemek amacıyla yapılan 6-4-2 üye ayrımı yerine, 4-4-3 ayrımının daha doğru olacağıdır.
Meclisteki milletvekillerinin yüzde 44’ünün katılımıyla tasarının kanunlaşması da muhalefetin çalışma anlayışını gösteriyor. İktidar milletvekillerinin yüzde 60’ının, muhalefet milletvekillerinin yüzde 20’sinin oylamaya katılmaları meclis çalışmaları ve işlevi için önemli göstergedir.