İstatistik Kanunu

İstatistik Kanunu 18 Kasım'da yayımlandı. Sayılarla uğraştığımdan kanunu yayımlandığı günlerde okuyucularıma tanıtmak istemiş...

İstatistik Kanunu 18 Kasım'da yayımlandı. Sayılarla uğraştığımdan kanunu yayımlandığı günlerde okuyucularıma tanıtmak istemiş, ancak kanunda gördüğüm bir dikkatsizliği ele almaya öncelik vermiştim. (Kanun yapımında özensizlik, 21 Kasım) Devletimizin istatistik işinde deneyimi az değildir. Osmanlı devletinde ilk nüfus sayımı 1830 yılında yapılmıştır. 1926'da kurulan Merkezi İstatistik Dairesi, Cumhuriyet'in ilk kurumlarından biridir ve kuruluşundan hemen sonra 1927 nüfus sayımını gerçekleştirmiştir. Bu dairenin 1930 yılında 'Devlet İstatistik Enstitüsü' yapılan adı, şimdi de 'Türkiye İstatistik Kurumu' (TÜİK) olmaktadır.
Yeni Kanun, DİE'nin yapısını değiştirmek amacıyla çıkarılan 4'üncü kanundur.
Son yıllarda Avrupa Birliği (AB) raporlarında, istatistik sistemimizin, 'tepeden tırnağa reforme edilmesi' gerektiği belirtilmiştir. Böyle durumlarda hep mevcut kanunu değiştirmekle işe başlanmıştır. Oysa geniş kurumsal konularda yasa tasarısından önce, durum ve ihtiyaçların toplandığı bir kitap yayımlanarak konunun tartışmaya açılması daha doğrudur.
Benzer kurumların yeni yasalarında sık görülen bir husus vardır. Kurumun organizasyonundan çok, personelin tayin yöntemi değiştirilir ve bazı personelin ücretlerinin artırılma yolu açılır. Çünkü, devlet personel rejiminin yeniden yapılması uzun zaman ister. Kurumların yeni yasalarıyla, personel yasasına ek yapılarak ve geçici maddeler konularak, sistemin temel ilkelerinden kurtulmaya çalışılır.
'Kurumun nitelikli personel ile takviyesi' gerekçesiyle getirilen son kanunda da bu alışkanlık terk edilmemiş, kurum yeniden yapılandırılırken, tayin ve ücret hükümleri değiştirilmiş; tayinleri Cumhurbaşkanlığı'na gitmesi engelinden kurtaracak hükümlerin, madde aralarına sıkıştırılması da unutulmamıştır.
TÜİK'in nitelikli bütün personeli 'sözleşmeli' olabilecek ve 'bu suretle çalıştırılacakların sözleşme usul ve esasları ile ücret miktarı ve her çeşit ödemeleri Bakanlar Kurulunca tespit' edilecektir. Diğer taraftan, kurum başkanlığındaki hemen tüm atamalar başkan tarafından yapılacaktır. Bu hükümler memur atama yöntemlerini ve devlet personeli hiyerarşisini bozmaktadır.
Cumhurbaşkanı, 10 Temmuz'da çıkarılan kanunun, atamalarla ilgili bazı maddelerini tekrar görüşülmek üzere Meclis'e göndermişti. Meclis bu maddeleri 'aynen kabul' etmiştir.
İstatistik Kanunu'nun gerekçesinde, 'gelecek ihtiyaçlarını da karşılayacak bir istatistik sisteminin ve organizasyonunun, görevlerin daha süratli ve verimli biçimde yerine getirilmesinin amaçlandığı' yazılmaktadır.
Değişik bakanlıklarda tekrarlanan bazı çalışmaların 'tek program ve çerçeve' içine alınması da hedeflerden biridir. Bu amaç ve hedeflere varılabilecek mi?
Kurum başkanının beş yıl için seçilmesi kuralı, 'özerkleşme' örneği olarak gösterilmektedir. Özerkleşmenin iki dayanağı vardır: Biri tayin eden makamın, burada Bakanlar Kurulu'nun, işin programına karışmayıp sonuçları değerlendirmesi anlayışıdır. Diğeri de, tayin edilen 'başkanın', kurumun özerkliğini koruyacak nitelikte olmasıdır. Bu anlayış ve niteliği yasa yaratamaz.
Bu yasanın kurumu gerçekten yenilemesi, çalışanların tümünün değişime inanmalarıyla başlar. Kuruma yenilenme ve diğer hedeflerinde başarılar diliyorum.