İstikrar çoğunlukla sağlanmaz

Hükümetler, akla ve halka inanmamaları sonucu başarısız olur ve ülkelerini istikrarsızlığa kaptırırlar.

Başbakan, son günlerde seçim barajına karşı olduğunu yineledi. Gerekçesi istikrar, örneği 90’lı yıllardı.

Onun söylediği yıllar1970’ten başlar, gerçekten 2002 seçiminden önceki 33 yılın, 19 yılında (yönetimde istikrar) kurulamamış, sağlanamamıştır.

Bana göre istikrarsız yönetim, anayasaya göre seçilmiş devlet organlarının karar verememesi durumudur. Bu durumda yönetimin ne yapacağını hükümet içindekiler ve dışındakiler bilemez; halk giderek, tedirgin ve umutsuzluğa kapılır, tutunacak bir yer arar.

Bir yönetimin iktidara geliş biçimi (istikrarsızlık göstergesi) sayılmayacağı gibi, sürekli yanlış kararlar veriyor olması da (istikrarsızlık göstergesi) sayılmaz. Böyle yönetimlere kötü yönetim denilebilirse de, istikrarsız denemez; kötülükte istikrar kazanmış birçok yönetim görülmüştür.

İstikrarsızlık, koalisyon koşulları nedeniyle hükümetin veya iktidar partisinin karar veremeyecek karışıklık içinde olması durumudur.

Sanıyorum Erdoğan baraj karşıtı görüşünü, 1973 Ecevit-Erbakan ve 1977 sonrası Milliyetçi Cephe hükümetlerini, 1993 sonrası Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Ecevit’in zayıf ve azınlık koalisyonlarını hatırlatarak, güçlendireceğine inanmaktadır.

Oysa, 1970 ile 2002 arasındaki hükümetler, akılsız siyaset adamlarının görüşlerine itibar edip, akla ve halka inanmamaları nedeniyle, ekonomiyi enflasyona kaptırmışlar, siyaseti yolsuzluğa bulaştırmışlar, özetle başarısız olmuşlardır.

Bu dönemleri hatırlayalım: İstikrarlı saydığımız 13 yıldaki hükümetler, 1980 darbesinin Bülend Ulusu hükümeti, darbe sonrası seçimin galibi Özal hükümetleri, darbe öncesindeki Demirel’in azınlık hükümeti ile 1991 seçimi sonrasındaki SHP ile koalisyon hükümetidir. Ulusu hükümeti 3 yıl, Özal hükümetleri 9 yıl olmak üzere 12 yıl sürmüştür.

Kendilerinden önceki istikrarsız hükümetlerin (1970 ve 1979 Demirel) yarattığı bu hükümetler, kendilerinden sonra gelen hükümetleri (1980 öncesi Ecevit ve Demirel, 1980 sonrasının Ulusu, Özal, Demirel, Yılmaz, Çiller, Erbakan, Ecevit hükümetlerini) yaratmıştır.

İstikrarsız dönem olarak saydığım 19 yılda, ortalama ömürleri 10 aydan az 21 hükümet kurulmuş ve düşmüştür. Bunların her birinin kurulma ve düşme koşul ve olanaklarına bakılırsa, oy veren seçmenlere atılacak bir kusur bulunamaz.

Türkiye’de hükümetlerin niçin düşecek duruma geldiklerine ve ülkenin istikrarsızlığa nasıl kapıldığına aşağıdaki sorular cevaplanarak karar verilebilir:

1969’da seçimi kazanan Demirel, önce partisi ve sonra insan haklarını fiilen sınırlamayıp tam tersine genişletse, Bilgiç ve Bozbeyli olayı ile partisi içinde tek adamlığını perçinlemek istemeseydi demokrasimiz 12 Mart’a varır mıydı?

1973 ve 1977 seçimleri sonrasında Demirel ile Ecevit güçlü koalisyon kurabilselerdi, Ecevit, Erbakan’la imzaladığı koalisyon anlaşmasını, Kıbrıs zaferini oya dönüştürmek amacıyla bozmasaydı; bir parti çoğunluğunun bulunmadığı Meclis’te CHP ve AP erken seçim için birleşebilseydi, Türkiye’nin başına 1980 darbesi iner miydi?

1989’da Turgut Özal, 1993’te Demirel Cumhurbaşkanı olmak istemeselerdi, Yılmaz, Çiller ve Erbakan’ın başbakanlık hevesi içinde Türkiye 28 Şubat’la karşılaşır mıydı? Daha neler neler?

1987 sonrasındaki üç seçimde, demokrasiye zarar vermeden partilere az farklarla iktidar olanağı tanıyan seçmenin, sonraki seçimde, Meclis’teki bütün partileri meclis dışına göndermesi karşısında, şapkamızı çıkarıp saygı duruşuna geçmemiz gerekmez mi?

1999’da yüzde 10 baraja takılan parti 2002’de Meclis’e gelir gelmez, “halk anlamaz” deyip, partisinde tek adam yönetimini pekiştirdi, iktidarı değişime ve demokrasiye yönlendirme görevini unuttu.

İktidar partisi son dönemlerde, içtiği iktidar zehriyle tek adam yönetimine yöneldi; karşılaştığı dersleri görmüyor, şimdi de “baraj istikrarsızlık getirir” diyor.

Çok parçalı seçmenler için, yüzde 5 baraj yeter de artar bile. 1980 öncesi veya sonrası seçim sonuçlarını inceleyenler bu hükme katılacaklardır.