Kalkınma hayali

Ağustosun 20'sinde, siyasette dost olup, son günlere kadar birbirimizi arar kaldığımız Nermin Neftçi'yi kaybettik; üç gün sonra da Bodrum'dan uğurladık.

Ağustosun 20'sinde, siyasette dost olup, son günlere kadar birbirimizi arar kaldığımız Nermin Neftçi'yi kaybettik; üç gün sonra da Bodrum'dan uğurladık. Mustafa Aysan'ın dünkü yazısından anladım ki, değerli bir yurttaşı kaybetmenin üzüntüsü ve son görevleri tamamlama gayreti içinde, Hakkı (Devrim) beyin bir yazısını okumamışım. Onu bir gün bile kaçırmanın neler kaybettirdiğini görmüş oldum, herhalde anladım da!
Hakkı bey, dostluk dolu cümlelerle, Ankara Ticaret Odası Başkanı Aygün'ün, devletin özellikle parasal alandaki çarpıklıkları gösteren sayılarını sıraladıktan sonra, "Tarhan bey ilk yazısında, ATO'nun rakamlarını ele alır herhalde diye, oturdum bekliyorum. Ele alır ve beni inandırır. Sizi de, göreceksiniz!" diyordu yazısında. (23 Ağustos)
ATO'nun sayıları doğruydu, yorum ve sonuçlarının bir kısmına katılamadım. Okuyucularımı birçok konuda ikna edemediğimi bildiğimden, Hakkı
beyin yazısını 20 gün sonra okuyunca, içimden, 'İyi ki o gün okumamışım' demedim de değil. Mustafa Aysan 'Kayıt dışı milli gelir var mı?' başlıklı yazısıyla imdadıma yetişti (3 Eylül):
"Ülkemizde birçok gelir kayıt dışındadır. (...) buradan giderek, milli gelirimizin yarısından fazlasının kayıt dışı kaldığını öne sürmek, yanlıştır. Çünkü, kaydı tutulmayan birçok vergi dışı gelirin, milli gelir hesaplanırken hesaplara dahil edilmesini sağlayan yöntemler vardır. (...) Hakkı bey büyüğümüz, müsterih olsunlar, hesaplarımız iyidir; kişi başına düşen milli gelirimizin tutarı 3 bin doların altındadır (...) asıl dert, bunun enflasyon nedeniyle son 20 yıldır bir türlü artırılamamış olmasıdır."
Benim Mustafa beyin yazdıklarına ekleyeceğim şudur: Hedef belirlerken
gerçek dışına çıkmamalıyız.
Başbakanımız Erdoğan sık sık, Türkiye'nin yeni bir belirsizlik yaşanmazsa, 'krizin izlerini bu yılın sonunda büyük ölçüde silmiş' olacağını tekrarlıyor. Bazı konuşmalarında da, kişi başına milli gelir yıllık artış oranının yüzde 7'ler civarında olacağını söylüyor.
Bu sözlerin söylenmesinin değil, onları söyleyenin ve işitenin inanmasının sakıncaları vardır.
2001 baharında krize girmedik, yıllardır ayağımızı yorganımıza göre uzatmadığımızı görmeye başladık! Başbakan'ın dediği gibi, 'Türkiye sıçrama noktasında' değil, 'Aklını başına toplama noktasındadır'.
Önce, 'sürdürülebilir kalkınma' hızının düzeyini belirlemeliyiz. Orta vadede, önümüzdeki 10 yıl içinde, kişi başına milli geliri ortalama ne kadar artırabileceğimizi doğru hesaplamamız gerekir. Eğer, gerçekçi bir düzey belirleyemezsek, son 10 yıldaki gibi; bir ileri, iki geri gider; sonunda 10 yıl öncesinde kalırız.
90'lı yılların başında, 'Yüzde 12 kalkınabiliriz' demekten sıkılmayan, ekonomiden sorumlu bakana sahip olmamız, 10 yıl sonra aynı yerde bulunmamızın nedenlerinden biri değil midir? Sonra gelenler de yüzde 7'den aşağıya inemediler! Gelirimizin her yıl yüzde 10, yüzde 8 artmasını kim istemez? Hayal etmek kolay, ama doğal kaynaklarımızın ve insanlarımızın niteliği, coğrafyamız, varlıklarımız bunu sınırlar!
Önümüzdeki 10 yıl içinde, ortalama yüzde 4-5 kalkınma hızını yakalamamız büyük başarıdır. Diğer hedeflerimizi bu hıza göre belirlemeliyiz. Devlet hayatında hayal etmek tehlikelidir!