Kamu yönetimi ve Anayasamız

Kamu yönetimi kanun tasarısı, dün Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.

Kamu yönetimi kanun tasarısı, dün Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı. Böylece, yıllardır süren çabalar yeni bir döneme girdi, tasarı iktidar partisinin 'en kısa zamanda kanunlaşması isteğiyle' Meclis'e gönderildi.
Eskiden beri, hemen hemen her hükümet, kamu yönetiminde reform yapmak istemiştir. Yıllardır hazırlanan pek çok rapordan bir kısmı raflarda kalmış, bazıları kırpılarak Bakanlar Kurulu'ndan geçmiş, ya komisyonda ya da Genel Kurul'da takılıp kalmıştır. Özal ve Mesut Yılmaz'ın, merkezdeki bazı yetkilerin belediyelere devri ve kamu yönetiminde ufak düzeltmeler öngören tasarıları da yasalaşmamıştır.
AKP hükümeti programında şu cümleler vardı: "Ülkemiz kamu yönetiminde hantal ve aşırı merkeziyetçi yapıdan, yolsuzluk ve siyasal çürümeden kurtulamamıştır. (...) Kamu yönetimi sistemimizin çağdaş bir yönetim anlayışına uygun bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Hükümetimiz bu dönüşümü sağlamak kararlılığındadır."
Radikal, geçen aralık ayında başbakan yardımcısı Şahin'in, 'Düğmeye bastık' diyerek başlattığı çalışmaları sürekli yansıttı. Okurlarımız, haberciler Ayfer Selamoğlu, Yurdagül Şimşek, Fatma Sibel Yüksek'in ayrıntılı haberleriyle kanun taslağından bilgi edindiler, pek çok yorum yazısındaki çeşitli yaklaşımları izlediler.
Nisan ayı başında ilk taslak ortaya çıktığında, bir sendikamız, yetkilerin yerel yönetimlere devrinin üniter devlet ilkesine aykırı olduğu inancıyla, 'Türkiye'nin parçalanmasına karşı çıkılmasını' istemişti!
Askerlerin tasarının, 'üniter yapıyı bozacağı' görüşünde oldukları Radikal'in dünkü haberleri arasındaydı (27 Ekim). Aynı haberde, Cumhurbaşkanımızın öğretmen atamalarının yerel yönetimlere devrini sakıncalı bulduğu yazılıydı.
Merkezi sistemin devamını isteyen bazı kesim ve kurumlar, tasarının görüşülmesi sırasında ve sonrasında seslerini yükselteceklerdir. Benim merakla beklediğim, CHP'nin tutumudur. Gerçekten bu kanun karşısında CHP'nin yeni, -seçiminin son günlerde yenilenmesi nedeniyle yeni- yönetiminin nasıl davranacağı, siyasal hayatımız için çok öğretici bilgiler verecektir. Tahminlere itibar etmeden beklemeliyiz.
Önemli konulardan biri, bu yasanın şu veya bu biçimde Anayasa Mahkemesi'ne taşınacağı gerçeğidir. Gerçekten, 'yönetim sistemimizin çağdaş bir yönetim anlayışına uygun bir yapıya kavuşturulması' yolunda adım atan bir yasa, Anayasa'ya aykırı olacaktır.
Yükseköğretim alanında, Anayasa'da değişiklik yapılmadan ciddi bir dönüşüm, -hatta ciddi bir iyileştirme- sağlanamayacağı son günlerde anlaşıldı. Aynı çıkmazla, çok daha açık biçimde Kamu Yönetim Yasası'nda karşılaşılacaktır.
Yerinden demokratik yönetime geçmekte çok zaman kaybettik. Hızla; en küçük birimlerden başlayarak, yerinden demokratik yönetime geçmemiz zorunludur. Bu, her temel sorunumuzun çözümüne başlamanın ilk şartıdır.
Not: Yüksek Seçim Kurulu'nun, DEHAP'la ilgili Yargıtay kararından sonra DYP'nin itirazı üzerine, 4 Ekim'de 'verdiği söylenen karar', henüz Resmi Gazete'de yayımlanmadı. Geçen cumartesi günü, 25 Ekim'de, bazı gazetelerde, 'karar'ın gerekçesinin açıklandığı yazıldı. Habere göre itiraz, usul yönünden reddedilmişti. Düne kadar karar Resmi Gazete'de görülmedi. Geçen cuma habercilere dağıtılan neydi? Tufan Algan, kurumlara ve hukuka saygıyı zorlamıyor mu?