Kara treni bırakmak ya da yenilemek!

TCDD kanun tasarısı, ülke demiryollarındaki yapısal değişim programının felsefesini ve temel adımlarını kapsamalıydı.

'Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı’ (Kanun), martın ilk haftasında Meclis’e sunuldu, on beş gün içinde komisyonda görüşüldü ve rapor gündeme indi.

Özü, demiryolu yapımı ve işletmeciliği tekelinin kaldırılması olan kanunun, bana göre temel hükümlerini özetlemek istiyorum.

TCDD altyapı işletmecisi olarak kalacak ve işletmecilik için TCDD Taşımacılık AŞ kurulacaktır.

Kanun yürürlüğe girdikten sonra, özel şirketler de demiryolu yapım ve işletmeciliğine girebileceklerdir. TCDD, demiryolu altyapı ağı üzerindeki demiryolu trafiğini tekel olarak yönetmeyi sürdürecektir. Metinde çok açık değil ancak yüksek hızlı tren için demiryolu altyapısı yapma işini de TCDD tekel olarak yürüteceği gibi anladığım bir cümle de var!

Demiryolu işletmeciliğine hizmet eden ve devletin tasarrufundaki, Maliye Bakanlığı’nca uygun görülen ve devrinde hukuki ve fiili engel bulunmayan taşınmazların TCDD’ye devredilmesi bir iki madde içinde özetlenmektedir.

Demiryolu tren işletmecilerinin kamu hizmeti yükümlülüklerinin, bakanlıkla işletmeciler arasında yapılacak sözleşmede belirtilmesi öngörülmektedir.

Kamu hizmeti yükümlülüğü kapsamında desteklenecek demiryolu yolcu taşıma hatları ile kamu hizmeti yükümlüsü tren işletmecisinin belirlenmesine ilişkin usul ve esasları, bakanlar kurulu belirleyecektir. Kamu hizmeti yükümlülüğü, beş yıl süreyle TCDD Taşımacılık AŞ tarafından yerine getirilecektir.

Tasarıya, TCDD kuruluşlarında çalışanları emekliliğe teşvik eden maddeler konulmuştur.

Bu esasların tartışıldığı komisyonun raporuna CHP ve MHP sözcüleri ‘muhalefet şerhi’ yazmışlardır. Muhalefet, demiryolu taşımacılığı yüzdesinin azalmasının nedeninin, “yalnızca kamu işletmeciliğine bağlı bir kuruluş sisteminin beceriksizliğine indirgenmesini Türkiye’deki kamu görevi kurumsallaşmasına yapılan bir haksızlık olarak” yorumlamaktadır. CHP, AB ülkelerinde demiryolu işletmeciliğinin genelde bir üye ülkenin şirketi elinde toplandığına ilişkin şikâyetleri anımsatarak, tasarıda öngörülen sistemin sektörde yabancılaşmaya açık olduğunu vurgulamaktadır.

Demiryolu taşımacılığının özel kesime açılmasının, bundan önceki özelleştirmelerden farklı algılanacağını ve bu farklı algı sonucu kanunun etkilerinin, hükümlerinden daha derin olacağını sanıyorum.

Cumhuriyet döneminde demiryolları, ‘yurdun her yerine gitme’ misyonunun hemen hemen tek aracı görülmüş, bu yüzden en büyük yatırımların yapıldığı demiryolları, siyaset adamlarının ‘yapılanlar’ övgüsünde baş yeri almıştı.

Sanat ürünlerinde, uzun yıllar, 1960’lara kadar demiryolu, istasyonlar ve kara tren, yol ve gurbetin simgesi olmuştur.

Bu anılar ve algı nedeniyle TCDD’nin özele açılmasının duygusal yanları, parasal ve teknik sonuçlarından daha yaygın olacaktır.

Bu nedenle TCDD yönetimi, ‘kara treni kaybetme’ duygusunun yerine, demiryollarının ‘her yöne gitmesi’ düşüncesinin konulmasını sağlamalıdır. Bunun yolu, demiryollarının mevcut durumunun, teknik ve kalite durumunun, hizmet alanı ve yapabilirliğinin, hantal yönetim yapısının, modern demiryolu taşımacılığının halka anlatılmasıdır.

İşin bu algı tarafı dışında, uzun vadeli programın ilkeler ve proje bazında hazırlanıp, değişik boyutlarda yayımlanması gereklidir. Demiryolunda, eğer gerçekten ciddi atılım yapılacaksa büyük paralar yatırılacak bu atılımın etkileri çok derin olabilir. Son yıllarda demiryoluyla ilgili açıklamalar, hızlı tren güzergâhları etrafında dönmektedir. Bunun yerine, bugünkü yol şebekesi ile 2023 yılında amaçlanan şebeke ve hizmet alanları karşılaştırılarak anlatılmalıdır.

Ak Parti’nin 2023 vizyonunda sadece “10 bin kilometre hızlı tren, 4 bin kilometre klasik demiryolu” yazılıdır. Bunun genişletilmesi, yeni yönetim biçimi, yeni teknolojiler, özellikle demiryolunun nerelere uzanacağı yazılmalıdır.

Kanun tasarısı, TCDD’nin yapısal değişimi için gerekli ilk maddeleri kapsamaktadır. Oysa böyle tasarılar, stratejik bir planın felsefesini ve temel adımlarını kapsamalıdır.

Tabii başlıca partilerin katılmadığı, maalesef katılamayacağının belli olduğu meclislerin böyle kanunlar yapması da beklenemez!