Kararsızlık

Yanı başımızda başlayan olaylar hakkında hükümetimiz irade ve karar sahibi görülmüyor.

Yanı başımızda başlayan olaylar hakkında hükümetimiz irade ve karar sahibi görülmüyor.
Irak konusuyla birlikte Kıbrıs ve ekonomi alanında da tereddütlü davranılmış, iktidar partisi başkanı ve başbakanın politikası açıklanamamıştır. Her aşamada ve her konuşmada, gelecek günlerde gündemde bulunan bir olaya gönderme yapıldı.
Örneğin Irak konusunda karar, AB zirvesinden sonraya, Gül hükümetinin güvenoyu almasına, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına, İstanbul Buluşması'na, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde silah denetçilerinin çeşitli raporlarının görüşülmesine, Siirt seçimlerine, yeni hükümete, (...) bırakılmıştır.
Her gün, birkaç gün sonraki olay veya toplantı beklenerek, her rüzgâra açık kalınmıştır. Son üç ayda, 'Gün gün değişen olaylara bakıyoruz', 'Çok hızlı değişiyor her şey' sözünü kaç kez duyduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Gerçekte Irak olayını belirleyen başlıca etkenler değişebilecek türden olmadığı halde, hükümetimiz ve özellikle Erdoğan, ABD'nin amacı ve Irak lideri Saddam'ın tutumu güncel olaylara bağlıymış gibi davranmışlardır.
ABD'nin enerjinin üretilmesinde, dağıtımında ve satış koşullarında, en azından ortaklarıyla birlikte, belirleyici durumda olma isteğinin değişmesi beklenmemeliydi.
Irak rejiminin bu isteği karşılaması da kendini inkârdı.
Irak olayının belirleyici unsurları aynı kalacaksa, temel kararı ertelemenin ülkelere yarar getirmeyeceği, ancak zarar vereceği açıktı. Nitekim karar verilip açıklanmadığından yara aldık, tedavi edilmediğinden yara derinleşiyor.
Dünkü duruma bakınız: Bir gece önce hükümet 'tezkere meselesi'ni görüşürken, bizim Dışişleri Bakanımız ABD'deki meslektaşıyla telefonla konuşmuş; hükümet sözcüsü ve bir başka bakanın sözlerine göre, ABD Dışişleri Bakanı Powell, "Biz, sizden bugün için hava sahanızı açmanızı bekliyoruz"
demiş, bizimkiler de bu konuşmayı, 'ABD asker konuşlandırmayı istemiyor' biçiminde anlamışlar.
Powell'ın ülkesinde gazetecilere söyledikleri duymazlıktan geliniyor:
"Bekleyip Türk hükümetinin ve Türk parlamentosunun ne yapabileceğini göreceğiz ve ondan sonra masada ne bulunduğuna yanıt verebiliriz. Önümüzdeki birkaç günde Türkiye'nin yapabileceği şeyler var. Askeri bir harekâtta, yakın gelecekte... Dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile aklımızda olan en önemli konuları konuştum."
Bu sözleri, 'Sadece hava sahamızdan geçiş hakkı isteniyor' biçiminde anlama pişkinliğini, ben anlayamıyorum.
Dün Meclis Başkanı'nın dediklerini duydunuz mu? ABD Başkanı'na takılmış, 'Bülent Arınç olarak' konuşuyormuş! Moda oldu, koltuğa oturduğunda 'Başkan' veya 'Bakan', kamera karşısına geçince atış serbest! Yasama organı başkanı, hükümetin işleriyle ilgili demeç verebilir mi? Nerede kaldı kuvvetler ayrılığı?
Bu karışıklığın nedeni 'kararsızlık'tır.
İrade yok, karar yok! Bütün sorunlar kararsızlıktan çıkıyor.
Başka bir değerlendirme de, 'Karar verecekmiş gibi görünüp olayın dışında kalma' kararının verilmiş olmasıdır. Dört aydır söylediklerine ve davranışlarına baktığımda Erdoğan'ı, 'İçine girmeden beladan kurtulma' duygusunun etkilediğini söylemeyi kolayca bir yana koyamıyorum.
Hemen söylemeliyim, 'olayın dışında kalma' kararı uygulanamaz; alınabilecek kararların kötülerinden biri olan bu karar, ileriyi bırakın, ilk adımda çöker!