Kartaltepe sistemin sonucudur

Merkezin Kartaltepe kararı demokrasiye, hesap verilebilirliğe, açıklığa ve de halka karşıdır.

Bakırköy Kartaltepe’de Mensucat Sanayii’nin 74 dönümlük arsası üzerine Ömer Erbil çalışmasını sürdürüyor. Dünkü yazısında, Ali Ağaoğlu Grubu yöneticilerinin katılımıyla, yerinde yapılmış inceleme ve söyleşi vardı.

Davet üzerine arsaya gittiği anlaşılan Ömer Bey’in sorularını daha çok grubun genel müdürü Hasan Rahvalı cevaplamış. Arsa sahibi tarafına sorulabilecek soruların çoğu sorulmuş, Ömer Bey’in tatmin olmadığı haberden anlaşılıyordu.

İmarla ilgili kararların doğruluğunu-yanlışlığını irdeliyorsanız, genellikle iyi sonuç veren ölçü, kararı savunan tarafa bakmaktır; iş sahibi savunuyorsa karar halk aleyhine, karşı çıkıyorsa halk yararınadır.

Olayımızda da Ağaoğlu grubu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın (ÇŞBk’nın) kararını savunmaktan ötede, yasal gerekçelerini de kararı verenlerden daha heyecanla ileri sürmekte, savunmaktadır.

Onların tartışmayı çoğu, kanun tekniği, tutarlılık, şehircilik ve mühendislik bilimi kurallarını göz ardı ederek konulan imarla ilgili çok sayıda yasa ve yönetmeliğe taşımak istedikleri açıktır. Böyle davranıldığında haklı çıkıldığını kim bilir kaç kez görmüşlerdir?

İstanbul’da Harbiye ile Dolmabahçe arası, imar planına göre korunan, ağaçla dolu yeşil alandı; sanıyorum ilk kez ‘halkın oturup dinlenmesi’ için bir kahve yapılmasına izin verilmişti. O günlerden bu günlere şehirde yapı alanı 20 kat büyüdü, park alanı oranının ne kadar küçüldüğünü yaşayanlar biliyorlar. Ben imar kanunu sorumlusu olarak ceza alan kayda değer bir kişi hatırlamıyorum.

Deneyimli olanlar bilirler, yasaların ilkeleriyle hiyerarşide alt kademedeki maddeler aynı tutularak yasalara dalınca kimse sorumlu olmaz ve her karar yasaya uydurulabilir!

İş sahiplerinin durduğu yer halka karşıtlığın ölçüsüdür, sadece bir örnek olan Kartaltepe konusunda da ÇŞBk’nın kararının halka karşı olduğu açıktır! Ömer Erbil’in bir sorusuna, iş sahibinin cevabı, ilişkinin veciz özetidir: “(Eski plana göre davranıldığında) ekonomik olmazdı, toprak sahipleri de buna yanaşmazdı!” Tekrar yazmalıyım; meselenin özü yönetim sistemidir: Toplumun yaşam ve ilişkilerini düzenleyen kurallar bütününe ‘yönetim sistemi’ diyoruz.

Demokrasilerde yönetim sisteminin ilk ilkesi; “Konuya yakın olan karar verir; bu karar onaya tabi değildir” olmalıdır.

Demokrasilerde uygulanan bu kural bizde niçin geçerli değildir? Bu sorunun cevabını sade ve açık biçimde cevaplayabilirsek Kartaltepe konusunu da anlayabiliriz!

Bu kural geçerli olursa, yönetim sistemini en küçük yerleşim biriminden başlayan ‘yerinden yönetim’, geçerli olmazsa ‘merkezi yönetim’ biçimlendirir.

Kurtuluş Savaşı başlarında kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) birinci maddesinde, “İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi usulü esasına müstenittir” yazılıdır. Halkın yazgısını bizzat ve fiilen halk yönetir. Halk yazgısını düşünür, anlar, karar verir, uygular, denetler, yani yönetir! O anayasaya göre en küçük yönetim birimi, ‘bağımsızlığı ve manevi kişiliği’ olan ‘nahiye şûrası ve idare heyeti kazaî, iktisadî ve malî salahiyeti’ haizdir.

Bu anayasa 1924’te yürürlükten kalktı, merkezi idare sistemi giderek daraltıldı. Niçin?

Devletin birliği bozulur düşüncesiyle Kürt azınlığa yönetim hakkı verilmediği için yerinden yönetim kurulamadı, bu nedenle de demokrasiyi kuramadık, derinleştiremedik! Çözüm sürecine engel olmak isteyenlerin, yerinden demokratik yönetime karşı çıkmaları tutarlılıklarının gereğidir; bu alanda tutarlıdırlar; ancak aynı kesimin demokrasi istiyor görünmesini açıklamak zordur. Çözüm sürecinin başarısının yanında olanlar demokrasiyi, ekonomik serbestliği, yönetimde açıklığı, hesap verilebilirliği isteyenlerdir.

Kartaltepe konusunda merkezin verdiği karar, yerinden yönetime, demokrasiye, hesap verilebilirliğe, açıklığa ve de halka karşıdır.

Ömer Bey’in, Ağaoğlu yöneticileriyle yaptığı görüşme, yerinden yönetimin ne kadar gerekli olduğunun küçük alanda ama çok büyük kanıtıdır.