Kentleşmeye nasıl yaklaşmamalı?

Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK), Mersin ve Trabzon'da yaşananlar ile son aylarda artan kapkaç ve hırsızlık olayları konuşulmuş.

Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK), Mersin ve Trabzon'da yaşananlar ile son aylarda artan kapkaç ve hırsızlık olayları konuşulmuş. Görüşmelerde ele alınan Jandarma Komutanlığı ile MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın raporların iki konuda yoğunlaşıldığı yazılıyor: 1) İçgöç; 2) Nüfus artış hızı.
Son 50 yılımızı belirleyen bu iki dinamiğin sonuçlarıyla önümüzdeki 40 yıl boğuşacağız. Ne içgöçü, ne nüfus artış hızını durdurabilirdik; ikisi de, 1950 sonrasının doğal olaylarıydı. Ne yazık ki, bu sade ancak çok etkili gerçeğin zararlarını hafifletmedik, azamileştirdik.
1960'lı yıllarda, aydınlarımızın ve siyaset adamlarımızın çoğu, içgöçü
geriye döndürecek tedbir aramışlardır. Bulunan yolun en saçması, Hazine arsaları üzerine yapılan gecekonduları yıkma arzusuydu. Ben o yıllarda, İstanbul'a ve Ankara'ya gelenlerin geriye gönderilme projelerini anlatan bakanlar, müsteşarlar dinlediğimi hatırlıyorum. Yıllar bu anlayışla geçti; insanlar büyük kentlere yığıldılar, biz göçü nasıl önleriz diye düşündük!
Büyük kentlerde nüfus artışının, ortalama artışın üç ila dört katına çıktığı dönemler yaşadık. Kent planları ve altyapısı hep göçün gerisinde kaldı, yeni gelenlerin kentlerle bütünleşmesini sağlayamadık. Şimdi karşılaştığımız o yılların sonuçlarıdır.
Nüfus artış hızı da, içgöç gibi doğal bir gelişmeydi. Oranı azaltmaya, nüfus planlaması projelerini yaygınlaştırmaya çalışmak doğruydu, ancak o güne faydası yoktu. 60'lı yıllarda yüzde 2-3 arasında olan yıllık nüfus artış hızını, 10 yılda yüzde 1'e indirmek düşünülemezdi, etkin projelerin bile sonucu 15-20 yıl sonra alınabilirdi. Nitekim, o yılların nüfus tahminleri bugün varılan sayılardan çok farklı değildi.
Toplumdaki gerginliğin görüşüldüğü toplantılarda, nüfus artış hızının bölgelere göre değişimi de ele alınır. Bu konuda iki gerçeği söylemek istiyorum: 1) Fakir ve eğitimsiz bölgelerde nüfus artış oranı, gelişmiş bölgelere göre daha yüksektir; çocukların toplam nüfusa oranı,
gelişmemiş bölge illerinde, gelişmiş bölge illerindekinin üç katına yakındır.
2) Sayımdan sayıma, nüfus artış hızı her bölgede azaldığı görülmektedir.
Özetlersem, kentlere içgöç sürecek, kent nüfusu artacaktır; nüfus artış hızı azalmakla birlikte, genç nüfus daha 10-15 yıl sorun yaratan düzeyde bulunacaktır.
Bu gerçeklerin değişmesi istenemez ve beklenemez! Kentlerin nüfusu azalmasın, herkes oturduğu yerde otursun diyemeyiz; ilköğretimdeki çocuk sayısını 10 milyon yerine 5 milyon sayamayız; her yıl 2 milyona yakın yurttaşımızın, büyük kentlere gelerek altyapıya ortak olacağını göz ardı edemeyiz... Bunların yaratacağı sorunları yok sayarak Türkiye yönetilemez.
MGK'da, 14 ilin göç bakımından kritik noktaya geldiği konuşulmuş. Samimiyetle ve inançla söylemeliyim ki, bu yaklaşım yanlıştır. Doğrudur, bazı kentlerimiz yönetilemez durumdadır; Bedrettin Dalan 18 yıl önce, 'İstanbul 12 milyonu geçtiğinde ne olur?' sorusunu, 'Kaçan kurtulur' diye cevaplamıştı! Kent sakinlerinden parası pulu olan sahil kasabalarına göçebilir ama yöneticilerin kaçacağı yer yoktur!
Doğru yaklaşımın ne olduğunu soruyorsanız cevaplayayım: Bugün
doğru bildiğiniz ve inandığınız hiçbir kural ve önermeyi değişmez saymayarak düşünmeye başlayınız! Bir başka fırsatta devamını yazarım.