Kıbrıs'a Ankara'dan bakmak

Denktaş'ın, Ankara'yı istediği yöne sürüklemesi 1980'den sonra daha belirginleşti. Önceleri daha ölçülüydü, pek açık davranmazdı, ya da ben öyle sanırdım... Yıllar, on yıllar geçiyor, 'Ne biz bir yere vardık, ne de o' diyemiyorum, vardığı yeri seviyor gibi görünüyor!

Denktaş'ın, Ankara'yı istediği yöne sürüklemesi 1980'den sonra daha belirginleşti. Önceleri daha ölçülüydü, pek açık davranmazdı, ya da ben öyle sanırdım... Yıllar, on yıllar geçiyor, 'Ne biz bir yere vardık, ne de o' diyemiyorum, vardığı yeri seviyor gibi görünüyor!
Sayın Denktaş dünkü basın toplantısında gücünün arttığına inanıyor, rahat görünüyordu; seçmen çoğunluğunun kendisine karşı oy kullandığını hatırlamadı bile, 'Yarısı şöyle, yarısı böyle düşünüyor' dedikten hemen sonra, dünyanın, Kuzey Kıbrıs'ta bir devlet olduğunu görüp anladığını söyledi! Erken seçim kozunu da hatırlatmaktan geri kalmadı.
Denktaş, Ankara'ya yan verdiği gibi, AB'ye de, Rum Yönetimi'ne de, Atina'ya da yeni politikalar tavsiye etti! Diğerlerinin Denktaş'a kulak asmayacakları belli, ama Ankara'nın seçimleri nasıl değerlendireceği, Kıbrıs'a nasıl baktığı önemli.
Bir habercinin 'Ankara'dan ne haber?' mealindeki sorusunu Denktaş, bağlılık mesajı bekliyormuş gibi, 'Onlar Aliyev'in ölümüyle uğraşıyorlar' diye cevapladı! Ona göre her şey, 'milli dava' çevresinde oluşmalı, yürümeliydi; Ankara'yı, bir-iki gün bile Kıbrıs'ın yanında görünmekten alıkoyacak bir konusu olamazdı! Ankara'nın politikaları ve kararları, Kıbrıs'a bağımlı olmalıydı.
Benim hatırladığım 50 yıldır Kıbrıs'a duygu örtüsü altından, halimiz ve dünyadaki değişim sanki umurumuzda değil! Hep miting havasında konuşuyoruz, sloganlar kararlarımızı etkiledi; ölçü koyamadık, konumuzu doğru boyutlandıramadık.
Kıbrıs sorununu Kıbrıs'ta yaşayanların gözüyle mi, kendi koşullarımız içinde mi görüp değerlendirmeliydik? Denktaş'ın ustalığı sonucu çoğunlukla, Kıbrıs konularını kendi halkımızı bir tarafa koyup düşündük.
Bu seçimden sonra olsun Kıbrıs'a, Kıbrıs'takilerin, özellikle Denktaş'ın gözüyle bakmasak diyorum. Bu farklı bakış, önce Kıbrıs sorununun tanımında kendini gösterir.
Kıbrıs sorununu ancak, Kıbrıs'ı Anadolu insanının ihtiyacı ve geleceğiyle birlikte düşünerek doğru tanımlayabiliriz. Sadece Kıbrıs'ın insanlarını, stratejik önemini, ekonomisini ele alarak sorunun ne olduğunu anlayamayız.
Kıbrıs'ın bizim yurdumuzun ve insanımızın ölçüleri içinde ne ifade ettiğini düşünmeliyiz. Nereden bakıyor, neyi ölçüyoruz? Kıbrıs'ın bize taşıdığı sorunlara, 70 milyon insanın sorunları içinden bakalım!
Böyle bakanlara karşı, Kıbrıs'ın Anadolu için stratejik önemi ileri sürülmektedir. Evet Kıbrıs'ın stratejik önemini unutmayalım, ama ona bizim stratejilerimizle birlikte bakalım:
Ülkemizin, eğitimin hızla yükselmesi, sürdürülebilir kalkınma, yönetim sistemimizdeki yerelleşme (...) gibi birçok stratejik hedefleri vardır ya da olmalıdır. Benzer hedefler içinden bakarsak Kıbrıs'ın stratejik önemini doğru değerlendirebiliriz.
Ankara'daki hükümetlerse, Kıbrıs konusunu diğer işlerimizden ayrı tutmuşlardır. AKP hükümeti de farklı anlayışta görünmüyor. Nitekim dün Dışişleri Bakanı Gül, "AB ve diğer ülkelerle ilişkilerimizi, Denktaş'ın görüşlerini hep birlikte değerlendireceğiz" dedi. 30 yıldır Dışişlerimizi yönetenler gibi Gül de Kıbrıs'a, 'ülkemizin ve halkımızın' içinden bakmadığından, sözlerine de bu unsuru katmamış olmalı...
Oysa 'hükümet' Kıbrıs'ı değil, Türkiye'yi yönetmektedir.