Kıbrıs'ın ve Erdoğan'ın sorunu aynı!

Kıbrıs meselesi de Erdoğan'ın, anayasa anlayışı ve o anlayışla davranması sorununun her alanı kapsadığını göstermektedir.

Geçen yazıma, "ülkenin önde gelen sorunu, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın son yıllardaki anayasa anlayışı ve o anlayışla davranmasıdır" cümlesiyle başlamış ve “mevcut Anayasa içinde kalmamın doğruluğunu anladım” diyerek bu sorundan kurtulmamıza yardımcı olmasını istemiştim. 

Bakıyorum da Sayın Erdoğan, sorunu küçültmek yerine büyütüp, derinleştirmeye uğraşır gibi davranıyor. Her gün konuşuyor, her konuşmasında birden fazla sayıda konuyu ele alıyor; hemen hemen ele aldığı her konuda da Anayasa dışında kişisel görüşlerini açıklıyor!

Cumhurbaşkanı hafta başında Kuveyt'e gitmek üzere uçağa binmeden basın toplantısı yaptı, dönerken uçakta geziye katılan habercilerle konuştu, dün de Kırsal Kalkınma Projesi toplantısında konuştu.

Kuveyt'e giderken, daha tutanağını almamış Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'ya "ağzından çıkanı kulağı duysun" diye ders verdi; dönüş yolunda Kürt Sorunu, Paralel Yapı, KPSS sınavları, yetkisiz karar veren yargıçlar, 1 Mayısı kutlama alanı olayları hakkında tamamen yasama ve yargının yetkisinde düzenleme ve uygulamaya ait görüşler söyledi. Dün de fütursuz, paralel yapı diye tanımladığı "suç örgütünün" nasıl cezalandırılacağını tanımladı, Avrupa Birliği devletlerini uyardı.

Sorunun genişliği ve önemi düşünülünce Sayın Erdoğan'a seslenmek yerine hükümete ve Meclis'e seslenmek gerekir de; insan söylenenleri duyunca duramıyor, hele Kıbrıs'ın yeni Cumhurbaşkanı'na söylediklerini...

Bugün de var olan "Kıbrıs meselesi"nin köşe taşlarını hatırlayalım:

1878'de, Padişah Abdülhamit, 308 yıl Osmanlı'nın elinde olan Kıbrıs'ı İngiltere'ye önce "kiraladı", yönetim bir süre sonra tamamen Birleşik Krallığa geçti. İkinci Dünya Savaşı bittikten hemen sonra Kıbrıs'ta Enosis (Yunanistana bağlanma) hareketleri başladı, giderek yaygınlaştı; sertleşti. Tabii Türkler de karşı hareketleri başlattılar.

Özetlersek, çok partili seçimlere geçtiğimiz yıllarda, Türkiye'nin, Yunanistan'ın, İngiltere'nin "Kıbrıs Meselesi" vardı. Sayın Erdoğan'ın doğduğu o yıllarda, ben de üniversite öğrencisiydim. Gençlik yıllarım Kıbrıs olaylarıyla doludur. "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır" o yıllardan kulaklarımda hala çınlamaktadır.

1954 seçimi sonrasında 6/7 eylül olayları -çıktı diyemiyorum- "çıkarıldı"!

1960'da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Devletin esas kuruluş ilkeleri iki tarafça da tam uygulanmadığı için, olaylar sürdü ve 20 Temmuz 1974'te Türkiye adaya askeri birlik çıkardı; Kıbrıs Cumhuriyeti fiilen ikiye bölündü, o günden sonra Kıbrıs'ta askerimiz bulunmakta ve çıkarma günlerinde fiilen kurulan düzen bu askerin varlığıyla korunmaktadır.

1983'te kurulduğu ilan edilen Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti 32 yıldan beri, birbirini tanımayan iki komşu olarak yaşıyorlar.

Son 60 yıldır Kıbrıs gerçekte Türkiye ve Yunanistan hükümetlerinin yönetiminde, kavga içinde yaşamaktadırlar.

Son günlerde üst düzeyde tartışılan(!) "Yavru vatan", "Kardeş vatan" ve diğer tanımlar hangi anlamda kullanılıyor bilemiyorum, ama bugünkü koşullarda, Kıbrıs'taki Türkler'in yaşamasının, Türkiye Cumhuriyeti'nin yardımlarına bağlı bulunduğunu çok iyi biliyorum. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti de, Yunanistan olmasa herhalde siyaseten zor yaşar.

Yunanistan Başbakanı Çipras, seçildiği günlerde Kıbrıs'ı ziyaret etti; Sayın Akıncı da, ilk fırsatta Ankara'yı ziyaret edeceğini seçildiğinin ertesinde söyledi.

Sayın Erdoğan'ın, "Ağzından çıkanı kulağı duysun" diye uyardığı Sayın Akıncı, seçim propagandasında kararları Türkiye Hükümeti'yle tartışacağı veya Ankara'ya mesafeli olacağını belirtmiş olmaktan başka ne demiş olabilir?

Benim bildiğim, Başbakan Menderes, Demirel, Ecevit Kıbrıs meselesine hiç bir zaman dış politika meselesi olarak bakmamış, iç politika ve seçim meselesi olarak bakmışlardır.Ak Parti hükümetleri, 2002 sonrası görüşmelerde ve 2004 Annan Planı sırasında çözüm için gayret göstermiştir.

Yunanistan hükümetleri de, sivil hükümet ve cunta dönemlerinde Kıbrıs Meselesine iç politika endişeleriyle yaklaşmıştır.

60 yıldır bir milyonun üstündeki Kıbrıslı Türkler ve Rumlar; Yunanistan ve Türkiye siyaset adamlarınca, milliyetçiliğe yönlendirilmeseler, hatta zorlanmasalardı, uzlaşamazlar mıydı? Bana göre, Türkler, Rumlar veya kimler varsa, Kıbrıs'ta yaşayanlar, kendi hallerine bırakılsalar, birlikte bir devlet kurabilirlerdi.

Şimdi ise, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilen Mustafa Akıncı'yı aceleyle ve diplomasi dışı sözlerle uyarabilmektedir. Bu uyarı eski günlerdeki milliyetçi politikalara dönülüp dönülmeyeceği sorusunu akla getirmiyor mu?

Kıbrıs meselesi de, karşısında bulunduğumuz, "Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, son yıllardaki anayasa anlayışı ve o anlayışla davranması sorununun" her alanı hızla kapsadığını göstermektedir. Garip olan, sorunun çözümü de, öncelikle öznesine bağlıdır!