Kıbrıs'ta durum açık

Kıbrıs'taki seçimlere bir hafta kala, Radikal'in pazar ve pazartesi günkü sayılarında, iki önemli söyleşi yayımlandı.

Kıbrıs'taki seçimlere bir hafta kala, Radikal'in pazar ve pazartesi günkü sayılarında, iki önemli söyleşi yayımlandı. Dış politika yazarımız
Erdal Güven'in Denktaş'la, Neşe Düzel'in Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin lideri Mehmet Ali Talat'la yaptıkları görüşmelerde, bir yılı aşkın zamandır Annan Planı çevresinde süren tartışmalar özetlenmiş oldu.
Güven ve Düzel'i tanırsınız, habere ve söylenene saygılı, güvenilir gazetecilerdir. Bu iki söyleşi okunduğunda, Kıbrıs'taki tartışmalar sadeleşiyor, kolayca anlaşılır hale geliyor.
Bu iki liderin siyasal yaklaşımlarını cümleleriyle özetlemek istiyorum:
Denktaş'ın temel görüşü ve yöntemini şu cümlesi açıklıyor: "Ben dünyanın ve Rum tarafının Kıbrıs sorununda akıllarını başlarına alıp doğruyu göreceklerini sanmıyorum. Dolayısıyla ne 1 Mayıs 2004'e kadar ne de sonrasında bir çözüm görmüyorum. Mümkün değil. Velev ki, dünya Rumlara gerçekleri görmeleri için baskı yapmadıkça, ki Yunanistan orada oldukça AB'nin böyle bir şey yapabileceğini sanmıyorum, şimdiki durumu devam ettirmekten başka çaremiz yoktur. Şimdiki durumu ekonomik açıdan daha da iyi hale getirmemiz lazım."
Talat'ın görüşü de şu: "Biz kazanırsak, insanımıza mayısa kadar Avrupa Birliği öneriyoruz. Annan Planı'na göre adada, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti diye bir merkezi devlet kurulacak. Ayrıca Türk ve Rum olmak üzere iki tane de kurucu devlet olacak. (...) Bugünkü durum tam bir tecrit. Dünyadan izole edilmişsiniz! (...) Kıbrıs'ın, Türkiye'nin güvenliği için bir tehdit oluşturması için, Kıbrıs'ın tamamının Türkiye'nin düşmanının eline geçmesi gerekir. Bunun olmamasının güvencesi Rumlara karşı siyasi eşitlik kazanacak olan Kıbrıs Türk devletinin varlığıdır. Annan Planı, Türkiye'ye bu güvenceyi yüzde 100 sağlıyor."
Bu söyleşiden benim çıkarabildiğim şudur: Seçimleri Denktaş tarafı kazanırsa, KKTC'nin politikaları değişmeyecek; ulusal amaçlarımıza uygun politikalarımızın izlenmesinde, hükümetimiz inisiyatif sahibi olamayacaktır. Çünkü belli başlı devletler, bu politikaların Kıbrıs'taki duruma doğrudan bağlı olduğunu ilan etmişlerdir.
Kıbrıs'ta muhalefet kazanırsa bunun tam tersi olacak; Annan Planı ekseninde çözüm aranacak, bir yol bulunması, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine bağlı kalacaktır.
Bu durumda oy vermeye giden bir seçmen kitlesi ne yapar? Oy vermenin kurallarına uyulur, kütük ve oy sayım hilesi yapılmazsa seçmen, oy verme günü koşullarına göre, doğru karar verir.
Özür notu: Geçen perşembe günkü yazımda, 28 Kasım'da yayımlanan, seçmen listelerinin 2 Aralık'ta askıya çıkacağı yolundaki haberden hareketle, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK'nın) kararının Resmi Gazete'de yayımlanmadığını, bu kurulun yayımlanmamış kararlarla seçim yönetmeye devam etmesinin sakıncalarını belirtmeye çalışmıştım. Seçmen listeleriyle ilgili kararın 12 Kasım'da yayımlandığını öğrendim. Yayımlanan kararı yayımlanmamış gibi gösterdiğim için bahane sıralamaya gerek yok;
sonuçta olmuşu olmamış gösterdim. Başka örnekler bulunduğundan, o yazıdaki örneğin yokluğu, yazıdaki görüşlerin yanlışlığı sonucunu vermiyorsa da, hata hatadır, inceleme yöntemimi gözden geçirip düzelteceğim. YSK ve okuyucularımdan açıkça özür dilerim.