Kime sesleniyorum bilmiyorum!

CHP'nin gelişmesini engelleyen, antidemokratik yapısı ve milletvekillerinin adaylıklarını tehlikeye düşürecek çıkışlardan çekinmeleridir.

Serkan Ayazoğlu’nun, Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözleriyle ilgili sorusuna verdiğim cevap Taraf’ta dün yayımlandı.

“CHP’de dağınıklık var. Parti yönetilemiyor, karar alınamıyor. Açıklamaların kaynağında bu var” demiştim. Yeni görüşüm değil bu söylediklerim, özellikle iki yıldan beri tekrarlayıp duruyorum.

AK Parti karşıtlarının bu sözlere kızdıklarını biliyorum ancak bana kızanların, doğru tanı konulmadan CHP’nin nasıl ayağa kalkacağını da söylemeleri gerekir!

Ben, yöneltilen ithamların etkileyemeyeceği yaşa geldim; mamafih eskiden de böyleydim, memleketim için, sadece inancımı yazar ve söylerim!

Haberi okuyunca, CHP’nin iyiliği için yukarıda yazdıklarımı genişletmeliyim diye düşündüm.

CHP’de görev alanların iki temel hatası var:

Biri, “Etrafa söylemeyelim” anlayışı. Bu anlayıştaki CHP’liler, partilerinde görev alanları açıkça eleştirmiyor, eleştirenlere kızıyorlar. Bilmiyorlar ki partiye oy vermek veya vermemek için kimsenin partinin içini bilmesi gerekmez; halk konuşulanlara bakar; ne varsa görür ve anlar; partiye güveni artar veya azalır!

İkincisi, “Halk söylediklerimizi irdeleyip anlamaz” anlayışıdır. Siyaset yapacaksanız, olayları ve iktidarın yaptıklarını değerlendirecek, tarafınızı belirleyecek, açıklayacaksınız. Her gün bir tekerleme ve lafebeliği ile halk etkilenemez; durumu ve geleceği hakkında doğru sözlere kulak kabartır.

Politikalarınızın iflas etmesi için, verdiğiniz sayıların, tarihlerin, alıntıların doğru olup olmadığını herkesin bilmesi gerekmez; tek bir kişinin bile söylediğinizin yanlış olduğunu bilmesi, sizin “Bilmeden konuşuyor” damgasını yemenize yeter, bu damga herkese ulaşır.

CHP’nin doğru yola girmesini engelleyen bir ‘sistem’ ve bir de ‘hastalık’ vardır:

‘Sistem’, partinin antidemokratik yapısıdır. Sayın Kılıçdaroğlu, Aralık 2011 Kurultayı’nda, parti meclisi seçimine çarşaf liste ile gidebilse ve o tarihte, belediye başkanı adaylarının yüzde 90’ının önseçimle belirleneceğini söyleseydi, CHP toparlanmaya başlamış, hayli yol almış olurdu.

Maalesef Sayın Kılıçdaroğlu, halka inanmayan bezirgânların sözüne uyarak, ikisini de yapmadı, sonraki kurultayda da ‘aynı anlayışı’ sürdürdü.

CHP’nin doğru yola girmesini engelleyen ikinci neden, partililerin kapıldığı ‘kendini yenip karşı çıkmama hastalığıdır’.

Milletvekili ve parti meclisi üyeleri, haklı olarak bir kez daha seçilmek isterler, ‘seçilme’ her siyaset adamının ilk işlevidir. İkinci gerçek, seçilmek için aday olma zorunluluğudur. Bugünkü yapıya ve tüzüğe göre, milletvekili ve parti meclisi üyeliği adaylığı genel başkanın elindedir. Herhangi bir kamu görevi için adaylık bile, genel başkan ve merkez yönetiminin karşı çıkmamasına bağlıdır!

Bugün inanç odur ki parti içinde yönetimin yenilenmesi ve parti içi demokrasi kurulabilmesi için çıkış yapanlar adaylıklarını tehlikeye atmış olacaklardır. Yaygın hastalık, bu tehlikeyi göze almamak, alamamaktır! Parti yapısına ve gerekiyorsa liderine karşı çıkan kimse olmadığı için de partiyi halka açacak bir mücadele başlamıyor.

Ben, CHP’de adaylığını partinin geleceğinden sonra düşüneceğini sandığım birçok kişi tanıyorum. Partinin yükselmesi için adaylığını bir kenara koyabilecek insanların varlığını herkes biliyor.

Şimdi burada isim saymak gereksiz; benim bildiğim veya bilmediğim ‘onlar’, niçin ortaya çıkıp konuşmamaktadır? Çoğunluğun kervana katılmasını olağan buluyorum ama partiyi kurtarabilecek azınlığın sessiz kalma nedenini bulamadığımı itiraf ediyorum!

Onlara söyleyeceğim şudur: Farkında değil misin, Türkiye yeniden kuruluyor! Aday olsan milletvekili olabilir misin, milletvekili olsan partisinin çöküşüne seyirci kalmış birine kimin saygı göstermesini bekleyeceksin?

CHP’nin yıkımına nasıl seyirci kalıyorsun? Sen millete hizmet için oraya gelmedin mi, şimdi niçin doğrulardan kaçıyor, onları görmezden geliyorsun?