Kırmızı çizgiler

Dışişleri Bakanı Gül, Milliyet yazarı Fikret Bila'ya, "Kesin olarak söyleyebilirim ki, Türkiye'nin kırmızı çizgileri aşılmamıştır" demiş.

Dışişleri Bakanı Gül, Milliyet yazarı Fikret Bila'ya, "Kesin olarak söyleyebilirim ki, Türkiye'nin kırmızı çizgileri aşılmamıştır" demiş. (14 Nisan, Milliyet)
Benim anladığım 'kırmızı çizgi', Irak'la ilişkilerimizde, kabul edemeyeceğimiz durumları ve olayları anlatmak için kullanılmaktadır. Bunları ülkemiz güvenliğine yönelik tehdit saymaktayız ve oluşmaları halinde, kendimizi askeri girişimlerde bulunmakta serbest sayacağımızı söylemekteyiz. 'Kırmızı çizgiler'in tanımları ve koşulları, herhalde Dışişleri'nin hukuki belgelerinde yer almış, tanımlanmıştır. Benim gibi işin içinde olmayanlar için, kırmızı çizgilerin tanımını açık belgelerde bulabiliriz.
Meclis'e hükümetin gönderdiği son tezkere doğru bir kaynaktır. Gerçekten, Irak'a asker gönderilmesi ve ABD'ye hava sahasının kullandırılması yetkisi verilmesi isteğiyle Meclis'e gönderilen 'tezkereler'de, güvenliğimizi tehdit eden gelişmeler anlatılmaktadır. Bu tezkerelerde, 'Kuzey Irak'taki fiili askeri mevcudiyet' gerektiren durumlar, gelişmeler sayılmaktadır.
Tezkerelerde açıkça belirtilen, Türkiye'nin güvenliğine yönelik tehdit ve riskleri şöyle özetleyebilirim:
1. Türkiye'nin milli birliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan terör unsurlarının (PKK/KADEK'in) bölgede yuvalanması;
2. Irak'ta, etnik, din ve mezhep temelinde bir parçalanmaya yol açabilecek gelişmeler (Türkmenlerin can ve mal güvenliğinin tehlikeye girmesi);
3. Irak'ın toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin tehlikeye düşmesi (Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devleti kurulması);
4. Kuzey Irak'tan ülkemize toplu göç hareketi başlaması.
Bu durumlar eskiden beri, belirgin olarak 1988'den bu yana bizim için tehdit ve risk olarak görülmektedir.
Bu tehditlerin 'kırmızı çizgi" sayılmaya devam edildiği, sayın Gül'ün yazımın başında alıntı yaptığım demecinden anlaşılıyor. Oysa, komşumuz Irak'ta esaslı değişim başlamıştır, sürecektir. Bu değişimler bizi, durup bir kere daha düşünmeye zorlamaktadır. Bu çizgileri bir kez daha düşünmeli ve tanımlamalıyız.
Kırmızı çizgiler, Saddam'ın yönetimindeki 'Irak Cumhuriyeti' zamanında
'çizilmişlerdir', bugün o devlet 'yoktur', başka bir devlet
'kurulmaktadır'. Bu çizgilerin aşılması durumunda, konuşacağımız 'muhatap' değişmiştir.
Bu çizgilerin aşılmasının anlamı, dünkünden çok farklıdır. PKK'nın Kuzey Irak'ı, toplanma ve güçlenme yeri olarak kullanması, kurulmakta olan yeni devletin de meselesi olacaktır. ABD'nin, Türkiye'ye karşı terörü beslemesi anlamına gelecek bir durumla karşılaşabilir miyiz? Böyle bir durumla karşılaşırsak, yani ABD terörü beslerse Türkiye, PKK'dan daha vahim gelişmeler karşısında demektir.
Türkmenler ve göç meselesi de, Irak'ta ciddi bir devlet yoksa ortaya çıkabilir.
Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasına izin vermesini, ABD'nin çıkarlarıyla bağdaştırmak zordur. O halde olay başka boyut kazanır.
Şöyle veya böyle, kırmızı çizgilerin, güvenliğimizi tehdidinin vasıfları ve unsurları değişmiştir. Artık bu çizgiler, eski haliyle, eski biçimiyle var sayılıp, 'Kırmızı çizgilerin neresindeyiz?' diye sorulamaz.
Yeni koşullarda politikalarımızı yeni baştan düşünüp, yenilemeliyiz. Dünya değişiyor derken, bizim çizgilerimizin özelliklerini ve geçerliliğini koruduğunu varsayamayız.