Kurban ve yerel yönetimler

Çevreye duyarsız kurban kesimi, merkezdeki yetkilerin mahalli idarelere devrine kuşkuyla bakanların görüşlerinin kanıtı olarak görüldü.

Çevreye duyarsız kurban kesimi, merkezdeki yetkilerin mahalli idarelere devrine kuşkuyla bakanların görüşlerinin kanıtı olarak görüldü. Hürriyet yazarı Erdal Sağlam, "Kurban bayramındaki görüntülerin, bu endişelerimizi daha da artırdığını söylemeliyiz" diye başlayan yazısında gerekçelerini de özetledi. (24 Ocak, Hürriyet)
Kurban kesiminde kanunlara aykırı davrananları belediye başkanları bilirler, yapanlar seçmenleri olduğu için göz yumarlar. Halk dalkavukluğuyla halktan oy alanların kendi birimlerinde başarılı olması mümkün değildir. Merkezi idarenin, belediyelerin kanuna aykırı uygulamalarını 'mevcut yapıyla' denetlemeleri beklenmemelidir. Kamuoyu adına denetleme yapacak ulusal ve yerel medya da beklenen görevini yapacak 'yapıda' değildir.
Sayın Sağlam bu özetten sonra şu yargıyı tekrarlıyor: "Kısacası; hâlâ büyük bölümü popülizm batağı içinde olan belediyelere yetki devri yapılırken, bu idarelere trilyonları aktarırken, bir kez daha düşünülmeli."
Bu gerekçeleri, imar ve kent içi ulaşım uygulamalarına da genişletebilir, haklı görünen nedenleri sıralayarak, aynen Erdal beyin yargısına varabilirsiniz! Gerçekten, günün koşullarında ve 'mevcut yapı' ile mevcut belediyelere yetki devretmenin birçok sakıncası sıralanabilir.
Neredeyse bir asırdır, günün koşulları içinde haklı görünen benzer gerekçelerle yerinden yönetimde reform düşüncelerine karşı çıkılmıştır. Topluma yaygın ve bu nedenle etkili itirazlardan çekinerek, reform tasarıları da, kuşa çevrilerek, orası burası törpülenerek sunulmuştur.
Hep böyle olmuş, eksik projelere mevcut yapı örnekleriyle karşı çıkılmıştır. Ortaya konulan yerinden yönetim projelerinde, çeşitli nedenlerle, -cesaretsizlikten, hazırlayanların ufuklarının darlığından, ortamın oluşmamasından, ...- kurulması düşünülen yeni yönetim sistemi bir bütün olarak düşünülüp tanımlanmamış, sistemin zorunlu parçaları proje dışında bırakılmıştır. 1950, 1961, 1980 ve 2002 yılları sonralarında bir biçimde yerel yönetimlerin yeniden düzenlenmesi fikri güç kazanmış, yapılması gerekenin ne olduğu tam tasarlanıp tanımlanmadan projeler hazırlanmış, tasarılar eksikliklerle Meclis'e sunulmuştur.
Eksik tasarlanmış ve sakat kanunlaşmış projelerin karşısına, hep 'mevcut yapı' çıktı! Kurulu düzen, kendisinin eserlerini, -mevcut anlayışları, mevcut düzeni, mevcut belediye başkanlarını, herkesin gördüğü ve bildiği yolsuzlukları- örnek göstererek yeni kanunda atılan iki adımın birini geri aldırmıştır.
Sonra geri adımlara yenileri eklenmiş ve başlangıçtan gerilere düşülmüştür!
Yeni yerinden yönetim projesiyle, mevcut mahalli idarelerin adı dahil her şeyinin değişeceğini, çalışanlarının devlet memuru olmayacağını, vergi salabileceğini, merkezi hükümetin ve Maliye Bakanlığı'nın kefaletiyle değil, kendi itibarıyla borçlanabilmesini, iflas edebileceğini ve bunların sonucu bugünkü belediyeleri ortadan kaldırıp, onlardan çok farklı bir yönetim düzeni kurulmasını öngörmeli ve tanımlamalıdır.
Konuya, yeni bir sistem tanımlamak yerine, mahalli ve merkezi idarelerdeki bazı sakıncalı hususları düzeltmek olarak yaklaşıldığında, son örnekte görüldüğü gibi, aralık ayında yetkileri artıran kanunu çıkarır, bir ay geçmeden başka bir kanunla o yetkileri törpüler, bir elinizle verip, öbür elinizle alırsınız, herkes de her şeyi merkezden bekler, Başbakan da böyle davranır!
Bana göre, kurban kesimindeki vahşetin nedeni, bazı yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesi değil; belediyelerin fiilen ve hukuken, merkezi idarenin vesayeti altında olmasıdır.