Kürt sorununda eksiğimiz

Geçen hafta Başbakanlık'taki toplantıyla başlayan 'Kürt sorununda yeni açılımlar', Başbakan'ın Diyarbakır konuşması ve parti başkanlarının açıklamalarıyla sürdü.

Geçen hafta Başbakanlık'taki toplantıyla başlayan 'Kürt sorununda yeni açılımlar', Başbakan'ın Diyarbakır konuşması ve parti başkanlarının açıklamalarıyla sürdü.
Başbakan'ın, CHP, DYP, MHP ve ANAP'ın liderlerinin konuşmaları birlikte okunduğunda sorunun neresinde bulunduğumuz anlaşılıyor. Gördüğüm, henüz yolun başında olduğumuz ve konuyu çok tartışmamız gerektiğidir.
Galiba doğrusunu Erkan Mumcu söyledi: "Türkiye'de ne hükümet ne de siyasi odaklar olup bitenin farkında!" Mumcu'nun diğer söyledikleri, kendisinin de farkında olmayanlar safında bulunduğunu gösteriyordu.
Dört parti liderinin söylediklerini alıntılarla özetleyeceğim:
Baykal: Türkiye'de demokratikleşme, etnik parçalanmanın bir çerçevesi olarak anlaşılamaz. Toplumu etnik kimliklerine göre ayrıştırmaya başlamanın, Türkiye'de demokratikleşmeyi değil, tam tersine Türkiye'nin parçalanmasına bizi götürebileceğini de kimsenin unutmaması gerekir
Ağar: Türkiye bir terör örgütüne endeksli siyaset üretemez. Meselenin uluslararası boyutu görülmemektedir, fark edilmemektedir. Bu gelişmelerin hiçbir yerinde yoksunuz, hükümetin bir hesabı var mıdır? Kürt kökenli vatandaşlarımızla bizim kurduğumuz diyalogları kurmak için onların 30 fırın ekmek yemesi lazım hepsinin.
Mumcu: Başbakan Erdoğan'ın 'Kürt sorunu' ifadesini kullanması, bölücü hareketin patentini aldığının ifadesidir. Terör konusu bir an önce Meclis'te gizli ve özel bir görüşmede ele alınmalıdır.
Bahçeli: Türkiye'de yaşanan etnik tahriklerin ve kanlı terörün bir 'Kürt sorunu' olarak görülmesi, bölücü siyasi talepler için zemin hazırlayacaktır. Yol haritasının nirengi noktaları ve harita mühendisleri; ABD, AB ve AKP'dir. AKP, erken seçime gidilmesine karşı direnmeyi bırakmalıdır.
Meclis'te bulunan üç parti ile önümüzdeki seçimde Meclis'e gireceği düşünülen parti liderinin ortak görüşü, herkesin bildiği bir sorunun, 'Kürt sorunu' diye adlandırılmasının yanlışlığıdır. Hepsi bir biçimde, soruna Kürt sorunu denmesinin, teröre ve bölücülüğe ortam ve fırsat hazırladığı düşüncesini yansıtmışlardır.
Şimdiye kadar başbakan düzeyinde ad konulmamıştı da, terör ve bölücülük zayıflamış mıydı? Liderlerimizin kendilerine sormadığı bu soruya herkesin cevabı herhalde 'Hayır'dır.
Parti liderleri açıklamalarında bir yol da göstermemektedirler. Dört muhalefet partisinin hedefi ve politikaları belirsizdir. Seçime gidelim diyenler var ancak, geldiklerinde ne yapacaklarını söyleyemiyorlar.
Geçen hafta, Başbakan dahil parti başkanlarımızın, bu konuyla ilgili bilgilerinin eksik olduğu görüldü. Doğal olarak eksik bilgiyle hedef belirlenememekte, işin politika yanı açık bırakılmaktadır.
Gerçekten, sorunun tanımından çözümüne kadar her safhasıyla ilgili yazılanlardan anlaşılıyor ki, parti liderlerimiz gibi, çoğumuzun bilgisi de eksiktir. Adını ne koyarsak koyalım ve içeriğini nasıl anlıyorsak anlayalım, konuştuğumuz konuda partilerin ve hükümetin, ciddi bir planı yoktur; planı olan başka bir kurum da ortaya çıkmamıştır.
Bu bilgi eksikliğini tamamlamak amacıyla, heyecanlanmadan bugünkü durumun doğru fotoğrafını çekmeli ve halkın gerçekten ne istediğini anlamaya çalışmalıyız. Kazanılacak bu verileri her yer ve her ortamda tartışarak, konuyu tanımlayabilir, adlandırabilir hatta çözüm yolunu da bulabiliriz.