Kutuplaşma ve Bahçeli

Seçmenlerini birlik içinde tutma ve koruma düşüncesi Erdoğan'a hakim olmuştur.

Dünkü Hürriyet’te, Ahmet Hakan’ın konuğu Devlet Bahçeli idi. Çarşamba Sohbetleri başlığıyla verilen bu söyleşilerde Ahmet Hakan, görüştüğü kişiye o günlerde ne sorulması gerekiyorsa onu sormakta ve açık cevabını almakta ustadır.

Dünkü söyleşide de, bana göre, Bahçeli'ye ne sorulması gerekiyorsa Ahmet Hakan sormuş ve Bahçeli de açık yürekle soruyu cevaplamış.

Önce, okumayanlar için dünkü Çarşamba Sohbetleri’nden, çok önemli bulduğum kısmı, verecek; sonra da Bahçeli’nin kutuplaşmayla ilgili sözleri hakkında görüşlerimi yazacağım.  

Söyleşi Ahmet Hakan’ın “Davutoğlu partinize geldiğinde ne söyleyeceksiniz?” sorusuyla başlıyor.

Bahçeli: “Diyeceğiz ki” dedikten sonra, üç şartını  tekrarlamış ve devam etmiş: “Beraber koalisyon kurup birbirimizi aldatmanın gereği yok” (*) .

“Bu sözlerinizle Ahmet Davutoğlu’na kapıyı kapatmış olacaksınız. Kendisine başka bir yol önerecek misiniz? 

Bahçeli: Elbette, Türkiye’yi düşünerek kendisine bir yol önereceğiz.

Hangi yol bu?

Bahçeli: Bugün Türkiye’de kutuplaşma var. Recep Tayyip Erdoğan, kendi partisine taban bulabilmek için Türkiye’yi ciddi manada kutuplaştırmış, cepheleştirmiştir. Bugün Türkiye’nin en önemli meselesi bu sosyal yarılmadır. Bu ayrışma tam manasıyla felakete dönüşmüştür. Yeniden kaynaşmanın sağlanması, nesiller alacaktır.

O denli büyük mü sorun? Kutuplaşma sorunu bu denli yükselmiş midir?

Bahçeli: Tabii efendim: Bugün çok kişi birbiriyle alışveriş yapmıyor. Aynı yolda karşılaşanlar, kaldırım değiştiriyor. Herhangi bir gerginlik, herhangi bir çatışma olmasın diye insanlar karşı karşıya gelmek istemiyor. …

Davutoğlu’na bunları anlatacaksınız, ardından da ne diyeceksiniz?

Bahçeli: Bu sorunları anlatacağız, ardından da tek başına iktidar olmadığına göre bu sorunları çözecek bir koalisyon kurulmalı diyeceğiz. Bunun için en geçerli model Ak Parti/CHP modelidir. Bu modeli hayata geçirin diyeceğiz. … (Ahmet Hakan, Çarşamba sohbetleri, Hürriyet, 8 Temmuz)

Bu söyleşi içinde kalınarak, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu bütün sorunlar tartışılabilir. Tabii ben bütün bunları ele alacak değilim, sadece “kutuplaşma” üzerinde duracağım.

Türkiye’nin 2008’den beri en önemli sorunu, “kutuplaşma” adını verdiğimiz sorundur.

Kutuplaşmayı; siyasal veya siyasallaşmış konularda, irdelemeden ve duraksamadan, içinde bulunulan tarafın liderlerinin söylediklerinin doğru ve karşısında vaziyet aldığı diğer kesimin söylediklerinin yanlış olduğuna inanılması, tekrarlanması ve savunulması ve o yolun çoğunluk kazanması ve siyasal alanda hakim olması ve uygulanması amacıyla halkın ayrışma ve ayrıştırılma durumu olarak tanımlıyorum.  

Kutuplaşma ile toplumdaki cepheleşme ve yarılma aynı şeyler değildir. Cepheleşme ve yarılma, toplumun her alanını ve yerini kapsamaz, bilinen ayrışım yerlerindeki zayıflık sonucu toplum ayrışır; o tarafın güçlendirilmesi yarılmanın tamiri için yeter. Kutuplaşma öyle değildir.

Bahçelinin, kutuplaşmaya verdiği öneme yürekten katılıyorum. Ülkemizin ve halkımızın öncelikli, önemli ve büyük sorunu kutuplaşmadır. Bu sorunu ve bunun etkilerini bilmeden diğer sorunlarımızı tam boyutlarıyla halkımıza anlatamayız ve çözemeyiz.

Bir adım daha atalım: İçinde bulunduğumuz kutuplaşma olayı, mensuplarının istediği gibi, yaygınlaşmakta, derinleşmekte, yoğunluğu ve siyasal hayatta hakim olma gücü giderek, seçimden seçime artmaktaydı.

Buraya geldiğimizde, kutuplaşmanın ne zaman ve nasıl arttığını sorgulamalıyız.

Sayın Erdoğan’a, 2007 seçimi öncesinden beri, seçmenlerini birlik içinde tutma ve mümkünse kompakt durumda koruma düşüncesi hakim olmuştur.

2010 seçim sonuçları, Sayın Erdoğan’ın seçmenini birleştirip koşullandırma gayretinin kendisi adına, başarısıdır. Açıkçası, Erdoğan konuşmalarıyla AK Parti seçmenini birleştirip sertleştirerek sonuç almıştır; yani “siyasal yarar” sağlamıştır.

Özetlersek, 2007’den günümüze kadar Sayın Erdoğan, kutuplaştırmayı derinleştirerek seçmenini bağlamış ve hatta 2014 sonuna kadar kutuplaşma Sayın Erdoğan’a siyasal yarar olarak geri dönmüştür.

2015’e gelindiğinde, AK Parti yüzde 15-20 mertebesinde oyunu kaybetmiştir. Bunların içinde kutuplaştırma politikasının yanlışlığına inananlar ne kadardır? Bu kayıp bundan sonra sürecek midir? Değişimin işaretini hangi değişkenler belirler?

Koalisyon ve erken seçim kararları, bu sorular ve benzerlerine doğru cevap hazırlayarak kararlaştırılmalıdır!

(*) : Sayın Hakan’ın özetlediği biçimiyle, Bahçeli’nin üç şartı şunlardır: 1- Çözüm süreci adı verilen “çözülme süreci”  derhal son bulmalıdır. 2- 17/25 Aralık yolsuzluk dosyaları açılmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır. 3- Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saray’ı terk etmeli ve Çankaya fanusuna girmelidir.