"Medya yazsın ama yönetmeye kalkmasın"!

Doğru-yanlış ne yazılırsa yazılsın, "yönetime karışma" diye karşılanması ilkel yönetim anlayışı sonucudur.

Önceki gün, Cumhurbaşkanı ve Başbakan "Doğan Medyası" diye adlandırdıkları, Radikal'in de içinde bulunduğu yayın grubuna seslendiler, "Ey Doğan" diye başlayarak.

Söylediklerini ve anlayışlarını ayıpladım.

Sayın Erdoğan'ınkileri söylenmemiş kabul edip geçiyorum; Başbakan'ın söyledikleri üzerine bir şeyler yazacağım: 

Kullandığı tehlikeli tabire dikkat çekerek başlayayım: "Biz gücümüzü Allah'tan ve milletten aldık!"

Ne demektir "Biz gücümüzü Allah'tan aldık"? Bu kadar okuduktan sonra buraya mı gelecektin Ahmet Hoca, "gücümü Allah'tan aldım" demek için mi Başbakan oldun?

Altı asırdan önceki tanımlar içinde dönüp duruyor Sayın Davutoğlu farkında değil!

"Allah'tan güç aldığını iddia eden bir kişiyle ne uğraşıyorsun?" diyeceğinizi biliyorum, ama, ne yapayım yazmasam duramam! Onlar zaten yazılmamış gibi, sözün nereye gittiğini düşünmeden söyleyip duracaklardır.

Asıl konuma geleyim, şu iki cümle Başbakanımıza aittir:   

"Düşünün bir yayın organı Cumhurbaşkanı'na hitaben, bana hitaben yazı yazıyor", "Medya haber versin, medya eleştirsin ama medya yönetmeye kalkmasın."

Şaşırmış olmalı ki, söyleşiyi yapan soruyor: "Şu anda yapılmaya çalışılan bu mudur?"

Sayın Davutoğlu fütursuz cevap veriyor: "Tabii"!

Anadolu Ajansı'ndan aldım, yanlış okumuyorsunuz, Başbakan soruyor, "Düşünün, bir yayın organı Başbakan'a hitaben yazı yazıyor?"

Ben de dört yıldır ifade özgürlüğü ne zaman ele alınacak diye bekliyorum, "onlar" değişmemişler!

Bir gazeteci, bir yurttaş Başbakan'a adını, sıfatını yazarak, açık-kapalı mektup, açık soru, görüş yazamaz mı? Herhalde Sayın Davutoğlu bunu kastetmiyor; "Düşünün" diye sorduğu herhalde bilmediğim bir yazı biçimi!

Bilmiyorum, Başbakan'a yazılabilecek yazıları tanımlayan yasa mı var?

Başbakan herkese karşı nezaketi, dikkati, saygısı bilinen Sedat Ergin'ine karşı ayağa kalkıyor; ona "Sen bana nasıl yazı yazarsın" diye soruyor!

Doğal olmayan bu kibir, sanıyorum seçim yorgunluğunun su yüzüne çıkardığı doyumsuzluktur!

 Başbakan devam ediyor; "Medya haber versin, medya eleştirsin ama medya yönetmeye kalkmasın."

"Yazsın ama yönetmeye kalkmasın" Başbakan, "yönetmek" fiilini nasıl anlıyor acaba? Üstlendiği alanı, hükümet işini yönetmek Başbakan'a ait; bunları haberleştirmek ve hükümetin yaptıklarını eleştirmek de basının işi. Yazsın ama "yönetmeye kalkmasın!" nasıl bir anlayışın ürünü?     

Basının yazdıklarının yönetim içine nasıl girebileceğini anlayamıyorum! Eğer bir gazeteci bürokratlarla iş tutarsa, yerli yersiz devlet dairelerinde dolaşırsa yönetime karışmış demektir; bürokrasi önler, önlemesi gerekir; yazı yazarak yönetim nasıl olacak anlayamadım!

Yönetici zaaf içindeyse evet, o zaman gazeteci olmasına gerek yok, herkes işe karışır, kendi lehine sonuç alması için!

İyi-kötü, doğru-yanlış bir yazıda ne yazılırsa yazılsın, başbakan düzeyinde "yönetime karışmak" olarak algılanmamalıdır. Haber veya yorum, işe karışmak için yazılıyorsa, duymazlığa gelirsiniz, siz bildiğinizi yaparsınız biter! Başbakan veya bir siyaset adamı, yazıları "işimize karışılıyor" olarak nasıl düşünebilir?

Ben her yazımda siyaset adamının yapması gerekeni yazarım; yapar yapmaz, kendi bileceği iştir; ben okuyucumun beğenisini beklerim; yönetimden de tabii benim yazdıklarımı yapmasını beklerim. Çünkü, yazdığım bana göre doğrudur; yapmayan da bana göre bilmiyordur, kasıtlıdır veya yasalara karşı görevini yapmıyordur.  

"Medya haber versin ama medya yönetmeye kalkmasın" düşüncesinde olan bir başbakanın ifade ve örgütlenme özgürlüğünü bildiğine inanır mısınız?

"Haber yaz, yönetmeye kalkma" diyen başbakan, ifade özgürlüğünü bilmediği açık; çıkardığı kanunlardan şimdiye kadar anlamalıydık bilmediğini!