Mevduatın var, 'oy'un yok

Tıpkı seçimler gibi, yurttaş devlet garantisi olmadan, parasını istediği bankaya verir ve sonuçlarına da katlanır...

İmar Bankası'nın, piyasa deyimiyle 'açığa bono sattığı', Hazine bonosu alıp saklamış görünerek müşterilerinden para topladığı anlaşıldı. Bu yolla, 2 katrilyon lira toplandığı söyleniyor.
Bu bankanın halkı soyduğu ilk kez, el konulduğu 3 Temmuz'da mı anlaşıldı? Dün gazetemizde, İsmet Berkan'ın 'Bu skandalın üstü örtülemez' başlıklı yazısını okurken, bu soru aklıma düştü! Gazetenin ekonomi sayfalarında da, Uğur Civelek'in 'Kayıkçı kavgası', Metin Ercan'ın 'Banka denetiminde zayıf halkalar' başlıklı yazıları vardı.
İsmet bey, adına bono alınmış gibi gösterilen mevduat sahiplerine Hazine'nin ödeme yapıp yapmamasını değerlendirdiği yazısını, 'Zor işler bunlar' diye bitiriyordu. Civelek, 'Tam bir skandala' işaret ediyor, Ercan ise 'Gözetim ve denetim işlevleri gören kurumların birbirlerini uyarabilmelerini' istiyordu.
Bunları okuduğumda, BDDK'nın soygunu öğrendiği tarihi tahmin etmeye çalıştım! Herhalde kurul üyelerinin hepsi, BDDK kurulmadan çok önce bankaların durumu hakkında birçok şey duymuşlar, soygun için döşenen hortumları görmüşlerdi. O zamanlar duydukları soygunların boyutlarıyla, bugün bildikleri şüphesiz çok farklıydı, ama özü aynıydı.
Devleti yönetecekleri seçen yurttaşımızın, soygunu bilmediğini kabul edebilir miyiz? Bir kişi devleti kimin, hangi partinin yöneteceğine karar verir de, parasını kime, hangi kuruma emanet edeceğini bilemez mi? Eğer seçmeyi 'bilir', parasını vermek için kime güveneceğini 'bilemez' diyorsanız, açık çelişki içindesiniz demektir; demokrasiyi savunmanızın gerekçeleri dayanaksız kalır! İkisine de olumlu yanıt veriyorsanız,
'Seçmen yöneticisini de, bankasını da doğru seçer' diyebiliyorsanız demokrasi isteği inandırıcı olur.
'İnsan'ın, kendi yararının ve zararının ayrımında olduğuna inanıyorsak, demokrasi savunulabilir; bunun aksine -'insanın' kurum ve kişileri tanıma gücünden mahrum olduğuna- inanıyorsak yöneticileri seçimle belirlemenin doğruluğu iddia edilemez.
Eğer insanımızın yararını ayırt edeceğine inanıyorsak, mevduata devlet güvencesi vermenin açıklanması zorlaşır. Kaldı ki, tasarruf edip, banka arayacak kadar parası olanlar, bankaları ve bankacıları, fakirlere göre daha çok tanıyabilirler.
Eğer, mevduat güvencesi olmasaydı yurttaşlarımız, 'fazla faiz' veren İmar Bankası'na giderler miydi? Ben gitmeyeceklerine inananlardanım!
Mevduat garantisi varsa, yurttaş para güvencesi dışındaki 'faydalar'a bakarak bankasını seçecektir. Bankalar arasındaki en önemli fayda farkı, 'faiz'dir. Faizin hortumlanan bankalarda yüksek olduğu, aylarca değil yıllarca, reklamlarla duyurulmuş; devlet de, diğer kurumlar da, 'Bu fark yoktur, olamaz' dememiştir. Tasarruf sahibi de, en yüksek faiz vereceğini söyleyen bankaya gitmiştir.
Şimdiye kadar, 'hortumlandığı' anlaşılan bankalara para yatırılmasının nedenlerinden biri, mevduat garantisidir. Garanti kalkarsa, yurttaş hangi bankaya para yatıracağını doğru seçer veya parasının güvencesi olup olmadığını görür. Tıpkı seçimler gibi, yurttaş devlet garantisi olmadan, parasını istediği bankaya verir, sonuçlarına da katlanır... Ben, demokrasiye geçtikten sonraki 13 seçimde de halkımızın 'doğru' karar verdiğine inanıyorum; bu inançla, mevduata verilen devlet garantisinin kaldırılmasını zorunlu görüyorum.