Nerede durmalıyız?

Yıllar sonra 'Bu yere nasıl geldik?' sorusunu soranlar, tezkere konusuna dönüp inceleyeceklerdir.

Yıllar sonra 'Bu yere nasıl geldik?' sorusunu soranlar, tezkere konusuna dönüp inceleyeceklerdir. Bu nedenle, geleceğimizi biçimlendirecek Irak, tezkere, savaş, (...) gibi kelimelerle özetlenen konuda görüşümüzü farklı anlam verilemeyecek açıklıkta yazmalı ve söylemeliyiz.
Herkes açık olmalıdır. 'Böyle anlatılmadı', 'Bunlar söylenmeliydi' mazeretinin arkasına kimse saklanamaz. Bilinmeyen, anlaşılması zor olan bir şeyi konuşuyor değiliz.
Görüş belirlemek için önyargısız sade akıl, temel bilgiler yeterlidir. Kimse 'Şu tarafı da var, bu tarafı da' veya 'Benim durumum böyle konuşmayı gerektiriyor' dememelidir.
Bu tarihi konu özelleştirilemez, kişiselleştirilemez, partileştirilemez.
Ben, son iki ayda parça parça yazdığım görüşümü topluca tekrarlamak istiyorum:
İlk gerçek bulunduğumuz yerle ilgilidir: Biz, yeniden biçimlenmeye başlamış bu coğrafyanın, Ortadoğu ve Kafkasya'nın çevresinde değil, içinde bir ülkeyiz. Olacakları bu bölgedeki birçok ülke halkıyla birlikte yaşamaktan kaçınamayız.
Hangi göstergelerden hareket ederseniz edin, nasıl ölçerseniz ölçün, bizim gücümüz, bu bölgede yeniden biçimlenmenin yönünü değiştirmeye ve durdurmaya yetmez. Marifet, bilek gücü yarışmasına girmeden, eşit güçte sayılarak yaşamaktır.
Irak konusunda stratejimizi belirlemesi gereken bu iki gerçektir: Değişimin dışında kalamayız, yapabileceğimiz gücümüzle sınırlıdır.
Başlangıçta, doğacak zararımızı ABD'ye ödetmeyi konunun ortasına oturtarak olaylara bakmaya başladık. Bu görüntü yaygınlaştı, çirkin benzetmelere neden oldu. Aslında konuyla ilgili kararımız, bu basit hesaplarla ilgili değildi, olamazdı!
Uzun süre, hatta son günlere kadar, 'Ne yapmalıyız?' yerine, 'Ne yapmamalıyız?' sorusu cevaplanmaya çalışıldı; öyle görüntü verildi, sorun ve durum açıkça söylenip tartışılamadı.
Kamuoyuna konu, 'Savaşa evet mi, hayır mı?' diye sunuldu. Oysa, bu dönemin tanımı içinde 'savaş' başlamıştı ve biz de, -yukarıda yazdığım gibi, yeniden biçimlenmeye başlamış bu coğrafyanın çevresinde değil, içinde olmamız gerçeğinin sonucu- o savaşın ortasındaydık. Bugün de, Meclis ne karar verirse versin, savaşın dışında değil içindeyiz!
Günümüz savaşları yalnız silahla yapılmıyor!
Çoğumuz içinde bulunduğumuz savaşı görmüyor!
Politikamız, yapabileceklerimizin yararını maksimize etmeye yönelik olmalıydı. Politika belirleyip uygulamakta geciktik. Üç ay önce vermemiz gereken kararların gücü ve etkinliği azaldı.
Biz ABD'nin yanında yer almalıydık; bugün de ABD'yle birlikte olmalıyız. Asker bulundurma ve gönderme, bu temel tercihin sonuçlarıdır, taktik hareketlerdir. Esas olan, duruşumuzdur, bulunduğumuz yerdir. Biz 'uygarlık' tarafındayız. Bu tercih, güncel görüntüleri bir yana bırakırsak Fransa ve Almanya'nın tarafını seçmek demektir. Bizi, tarafımızın özünün tartışılacağı yerlere götürecek politikalar izleyemeyiz, izlememeliyiz.
Bu temel tercihin dışındaki politikalar, ülkemiz için çözülmesi zor, hatta imkânsız sorunlar yaratır; onur kırıcı olup bittilerle karşı karşıya getirir. Bunlara örnek vermek mümkündür, ama yazılmasını bile kırıcı bulduğumdan sıralamıyorum!
Bu görüşlerin yanlış olmasını ne kadar çok isterdim, bilemezsiniz!
Meclis'in kararıyla, 'Onurumuz kurtuldu' diyenler, romantizmi bırakıp, üç ay, iki yıl sonraki yerimiz ve durumumuz üzerinde alıştırma yapsalar ve yazsalar da, benim gibi birçok kişi rahat nefes alsa!
Not: Salı günkü yazımda, ikinci paragrafta, 'Meclis Başkanı' yerine 'Arınç' konulduğundan cümle anlaşılmaz hale geldi. Özür dilerim.