Odalardan öç alma yasası

İktidar partisi, mühendis ve mimar odalarının AK Parti karşıtlığının bedelini yasayla ödetmeye çalışmaktadır.

Dünün ilk dakikalarında, Meclis’te, kaçıncısı olduğunu bilmediğim, torba kanununa, Mühendis ve Mimar Odaları’yla ilgili bir madde eklendi. Bundan sonra, proje ve planlar mühendis odalarına onaylatılmayacaktı; onay ve vize söz konusu olmadığı için de odalar proje sahiplerinden ücret almayacaktı.

Bu kanunun amacı, odaların gelirlerini önemli ölçüde azaltmaktır.

1954’te çıkan ‘Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ (TMMOB) Kanunu’nun 33’üncü maddesine göre “Türkiye’de mühendislik ve mimarlık meslekleri mensupları mesleklerinin icrasını iktiza ettiren işlerle meşgul olabilmeleri ve meslekî tedrisat yapabilmeleri için ihtisasına uygun bir odaya kaydolmak ve âzalık vasfını muhafaza etmek” zorunda idiler. Bu madde, o tarihten bugüne kadar 60 yıl değişmeden yürürlükte kalmış; ancak 1983’te bir fıkra eklenerek devlet kurumlarında çalışanlar kayıt zorunluluğu dışına çıkarılmıştır.

Üye aidatı odaların giderlerini karşılamaya yetmeyince, bir yönetmelik çıkarılarak kamu kurumlarının onayına sunulacak etüt, plan, harita ve projelerin odalarca onaylanması kuralı getirilmişti. Şimdi bu kural ortadan kaldırılmaktadır.

Birçok okuyucum bilse de yazayım; ben inşaat mühendisiyim. 50 yıl önceleri de, bir süre İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin yönetim kurulu üyeliği yaptım. Sanayi yöneticiliğine geçince odayla ilişkim kesildi.

Sanıyorum 60’lı yılların sonundaydı, odanın bir kongresine, odalarla ilgili kanunun tekelci zihniyetine karşı, 33’üncü maddedeki aidat zorunluluğunun kaldırılması ve mühendislik yapma hakkının sade üniversite diplomasıyla kazanılmaması gibi bir komisyonda hazırladığımız öneriyi sunmuştuk. Kısaca görüşüldü, kabul edilmedi. O zaman ileri sürdüğümüz düşüncelerim değişmedi, bugün de mühendislik mesleğinin acil konularından biri, odalarla üyelerinin ilişkisidir.

Görüşmelerin tutanağını okudum; dün gece yarısı kabul edilen madde, üye ilişkisini iyileştirmeye hizmet etmek için hazırlanmamıştır; tam tersine, intikam duygularıyla önceden hazırlanmış bir öneriye eklenmiştir.

Mamafih, söz konusu fıkra 478 sıra sayılı torba kanuna, muhalefet partisi sözcülerinin söyledikleri gibi, sadece odaların yetkilerini kaldırmak için de getirilmiş bir öneri değildir.

Yeni büyükşehir belediyelerinin kırsal alanların planlanması, kentsel dönüşüm, yeni çılgın projelerin uygulanması ve diğer konularda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetkilerini arttırmak ihtiyacıyla hazırladığı bir taslağa, odaların gelir kaynaklarını kısma hükmü sokuşturulmuştur.
İnsanların, siyasal icaplarla böyle küçüklüklere sapmaları çok görülmüştür.

İktidar partisi, daha açığını söyleyelim Başbakan Erdoğan, odaların AK Parti karşıtlığının bedelini ödetmeye çalışmaktadır.

Ancak muhalefet ve TMMOB Başkanı da olay karşısında gerekeni yapamamışlardır.

Öneri metninin tamamında kentleşme, yerel yönetim hakları, büyükşehir kanununun yetkileri bir eliyle verirken bir eliyle alması gibi birçok konu var! Muhalefet bütün bunları irdeleyip odalarla ilgili fıkraya sıra geldiğinde, “Yakışıyorsa yapın” tavrını takınmalıydı.

Gerçekte odaların kuruluş, üye ilişkileri, yetki ve sorumluluklarının yenilenmesinde gecikilmiştir. Bu konu bir maddeyle ele alınamaz; mühendislik de sendikacılık gibi gerilemekte, etkisini zayıflatmaktadır.

Muhalefet bu uzun öneriyi fırsat bilmeli; büyükşehir, kentsel ve kırsal imar ve odalarla ilgili politikalarını söylemeliydi. “Ne zaman söyledi de bu konuda söylemesini bekliyorsun” diyebilirsiniz.

Kabul edilen fıkranın, ‘odaların asli görevi olan mesleki denetimi’ ortadan kaldırdığını söyleyen, TMMOB Başkanı’nın teşhisi, olayı açıklamıyor. Odaların meslektaşlarını denetim meselesinin tanımı nedir? Bu tanımın neresindedir odalar?

Başkanın, “Yerinden yönetim kuruluşlarının anayasaya rağmen hak, yetki ve görevlerini ellerinden almaktadır” yolundaki cümlesine katılıyorum; merkezileşmeyi arttırma eğilimi de doğrudur; ancak yerinden yönetim bir bütündür, halkın hakları zamana göre değişik yorumlanmamalıdır.

Özetle; bu olay iki hususu ortaya koydu: AK Parti, kişisel gözlem ve duygularla yasa çıkarmaktadır. İkincisi, siyasal hayatımızın güncel sorusu, AK Parti içinde kişisel duyguları frenleyecek yönetici ve milletvekili olup olmadığıdır.