Öğretimde siyaset

Bugün, Irak'taki saçma sapan olay üzerine düşüncelerimi yazmak isterdim, ama bilinenden çok bilinmeyen var! Dün sabaha kadar, medya halkı yeterince bilgilendiremedi, hükümet de dış olaya, iç politika malzemesi gibi baktı.

Bugün, Irak'taki saçma sapan olay üzerine düşüncelerimi yazmak isterdim, ama bilinenden çok bilinmeyen var! Dün sabaha kadar, medya halkı yeterince bilgilendiremedi, hükümet de dış olaya, iç politika malzemesi gibi baktı. Tahminle yazarsam yanılacağımdan, Irak'ı bırakıp, belki daha önemli olan yükseköğretim yasa tasarısından bahsetmek istiyorum.
Olayı özetleyeyim:
Yükseköğretim Kanunu'nda değişiklik, AKP hükümet programında ve acil eylem planında yer almıştır.
Geçen yılın son günü, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu basın toplantısı yaptı ve bildiri yayımladı: Sayın Mumcu, bütün yurttaşların ve özellikle üniversitelerin; 'belirtilen yaklaşıma ilişkin eleştirilerini de kapsayacak şekilde, çözüm modelleri, görüş ve önerileri' katılımcılık ilkesi içerisindeki yön gösterici ve belirleyici olacağını, 'Üniversitelerimizin birikiminin bu süreçte öncü bir rol üstlenmesi gerektiğine içtenlikle' inandığını söylüyordu.
Basın, özellikle Radikal, konuya ilgi gösterdi, YÖK Başkanı Gürüz'ün, birçok rektörün, öğretim üyelerinin görüşlerini günlerce yayımladı.
Şubat başında Mumcu, 26 Şubat'ta tasarı taslağının Bakanlar Kurulu'na sunulacağını açıkladı. Eleştirileri 'insafsız ve haksız' buluyordu. 18 Şubat'ta taslak açıklandı. Bakanlar Kurulu taslağı görüşmeden hükümet değişti, Mumcu eğitimden alındı, yerine Hüseyin Çelik geldi.
Yeni bakan yükseköğretim hakkındaki düşüncelerini bütünlük içinde açıklamadı. Giriş imtihanlarında, imam-hatip okulları da dahil meslek okulu mezunlarına avantaj sağlanması üzerinde duruyordu. YÖK Başkanı Kemal Gürüz, "365 milletvekili var. Buyursunlar yapsınlar, ama sonuçlarına katlanırlar" diyordu.
Geçen hafta, taslak hakkında bilgiler ve içeriği basına sızdı (Radikal, 3 ve 5 Temmuz). Taslak, kamuoyuna açıklanmadan dün Bakanlar Kurulu'nda
ele alındığı bildirildi.
Bakanlar Kurulu'nda görüşülen taslağın 'gizli' tutulmasını birçok kişi eleştirdi. Oysa eski Bakan (Mumcu), 'İnternet sayfasında herkes görecek, herkesin görüşüne ihtiyacımız var' anlayışıyla yola çıkmıştı.
Yeni bakan açıklık istemediğine göre, getireceği yasayı halkın bilmesine ve benimsemesine önem vermiyor. Bakan, bu yaklaşımla büyük kurumlarda temel değişiklik yapılamayacağını bilecek durumdadır. O halde yükseköğretimde ilkesel değişiklik yapılmayacak, bakanın bir aydır eveleyip gevelediği kurallarla yetinilecektir.
Basında, taslakta giriş imtihanlarını düzenlemeye bakanın katılması, meslek okulu mezunları, rektörlerin görevde kalma süresinin bir dönemle sınırlandırılması, YÖK başkan ve üyeleriyle ilgili ufak tefek değişiklikle olduğu yazıldı. İktidarın, YÖK Başkanı ve Alemdaroğlu gibi bazı rektörlerin görevden uzaklaştırılmasına, imam-hatiplilere üniversite girişinde kolaylık sağlanmasına önem verdiği anlaşılıyor.
Taslak yazılanlardan ibaretse, açık yürekle söylemeliyim ki, bu çerden çöpten değişiklik, bazılarının ilkel duygularını tatmin edebilir, ama yükseköğretimin hiçbir konusuna yeni açılım getirmez. Yükseköğretimin duygusal hesaplarla ele alındığını gösteren bu yaklaşım, 74 üniversitedeki 1.5 milyondan fazla öğrenciye, her yıl mezun olan 250 bin gence ne verebilir?
Bakanların duygularını bastırıp, mantığı öne çıkarmasını bekleyelim. Taslak açıklanınca devam etmek üzere...