Oustlander'e bakma...

Her kurum gibi, Avrupa Birliği (AB) de, hazırlanmış bir raporu görüşerek karar veriyor.

Her kurum gibi, Avrupa Birliği (AB) de, hazırlanmış bir raporu görüşerek karar veriyor. AB parlamentosunun ve konseyinin, yılda bir-iki kez yayımlanan raporlarına basınımız çoğu kez değerlerinden fazla önem verir.
Medyamızda haber konusu olan son raporu hazırlayan, AB parlamentosunun Hollandalı üyesi Arie Oustlander'le, Zeynel Lüle'nin röportajını dünkü Hürriyet'te okuduk. Raporu "Türkiye için yapıcı ve yol gösterici olmaktan uzak" olarak tanımlayan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün sözleri röportajın yanında yayımlandı.
Tamamını görmedim, gazetede okuduğuma göre, gerekçeleri ve değerlendirmelerini bir yana koyarsak, Oustlander'in önerilerinde yeni hiçbir şey yok.
Son iki günde, raporun yorumlarının yanlışlığı; önerilerden bazılarının yersizliği öne sürülmüştür. Bunların haklılığı, haksızlığı tartışılabilir ancak, Hürriyet'in habere koyduğu başlığı göz ardı edemeyiz: 'Devlet sistemi tamamen değişmeli'.
Yasama, yönetim ve yargı sistemimizin temelden değişmesi gereği, bugünün değil, 30 yıldan beri başlıca sorunumuzdur. Oustlander bilineni tekrarlıyor.
Son Irak olaylarında bile, bu konu dolaylı olarak önümüze çıkmıştır. Devlet adamlarımızın dile getirdiği, Kuzey Irak sorununun temelinde bizim yönetim sorunumuz vardır: Yönetim birimlerimiz her düzeyde, eskimiş yöntemlerle çalışmaktadır, kurumlar ve karar mekanizmaları hantaldır, yurttaşa uzaktır. Kendilerini doğrudan ilgilendiren kararların oluşumuna katılamayan yurttaşlarımız yerleşim yerlerinde yapılan ve yapılacaklardan habersizdirler.
Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaştırma, enerji, kolluk hizmetleri ve haberleşme tümüyle merkezi yönetimin sorumluluğundadır.
Merkezi idarenin vesayetindeki yerel yönetimlerin çalışanları devlet memurudur, esas gelirleri devlet bütçesinden karşılanmaktadır. Belediyeler kaynak üretmemekte, kendilerine ayrılan kaynakları israf etmektedirler.
Yönetim sistemimiz, merkezi ve yerel yönetimler bütünüyle başarısızdır, halkın huzur ve refahına katkıda bulunacak durumda değildir.
Bu sistemin, yöntemlerin, durumun ve alışkanlıkların değiştirilmesi devletimizin başlıca sorunudur. Çok gerilerden kaynaklanan bu sorunun çözümü kolay sanılmamalıdır.
Üzerinde çok çalışılmış yönetim reformu politikalarının ve politikalara uygun hedeflerin belirlenmesi zorluklarla doludur. Yönetim, milyonlarca memurun anlayışının ve özlük işlerinin, binlerce kanunun hükümlerinin değişmesini gerektiren bir konudur.
Ancak temel ilke üzerinde tartışmaya başlamamız zorunludur. Ben birçok kez yazdığım ve doğruluğuna inandığım bir ilkeyi tekrarlamak istiyorum:
Yerleşim yerlerinin sorunları, gereksinimleri ve olanakları hakkında o yerleşim yerinde oturanların demokratik seçimlerle oluşturdukları meclisler karar vermelidir. Bu kararların Anayasa'ya, yasalara ve üst meclis kararlarına uygunluğu sağlanmalı, yürürlüğe girmesi için üst birimlerin onayı gerekmemelidir. Birimlerin nüfus büyüklükleri, birim
kurulma ve birleştirme, birimler arası yetki hiyerarşisi ilkeleri Anayasa'da yazılmalıdır.
Bu veya benzer ilkelerin hayata geçirilmesi için Anayasa'da temel değişiklikler yapılması, açıkçası Anayasa'nın bütünüyle yeniden ele alınması zorunludur. Gerçekte yargı ve yasamadaki sorunlarımız düşünülmeye başlandığında da aynı yere, Anayasa'nın bütünüyle değiştirilmesi noktasına gelinir.
Hollandalı Oustlander'in yazdıklarına takılmadan, biz kendi işimize bakalım: Yönetim, yargı ve yasama sistemimizi, Anayasamızı tartışalım.