Özkök bilir de!

Halkımız için CHP'nin önemi, son bir yıl içinde daha iyi anlaşıldı.

Halkımız için CHP'nin önemi, son bir yıl içinde daha iyi anlaşıldı. Görev sırasında geri çekilme, gevşeklik gösterme, boşluk bırakmanın ülkemize vermekte olduğu zarar, son aylarda daha açık görüldü. Muhalefet görevi ortada mı kalacaktı? Endişelere kim güven verecekti? CHP Kurultayı'na, bu soruların cevabını alma umuduyla ilgi gösterildi.
Kurultayda, ülke sorunları üzerine ciddi hiçbir 'görüşme' açılmadı. Merkez yönetiminin liderin tayiniyle yapılması tüzük kuralı haline getirildi, lidere karşı aday çıkması kural olarak ve fiilen önlendi; partide 'tek adam yönetimi' boşluksuz kuruldu; CHP'de kişilikli siyaset yapma olanağı kalmadı! AKP'de de, büyük kongre öncesi tüzük değişiklikleriyle tek adam yönetimi güçlendirilmişti.
Artık Meclis'teki iki partimiz de, demokratik siyasal partiler değildir. Anayasa'daki, 'Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır' cümlesinin bir anlamı kalmış mıdır? Bu gelişmelerin, halkımız için ne anlama geleceği açıktır: Tiranlığın korunması!
Ben bunları düşünüp, dertlenirken; Ertuğrul Özkök'ün 'Bu kurultay bir devrimdir' başlıklı yazısı yayımlandı. Başarılı gazete yöneticisi Özkök
şunları yazıyordu.
"40 bin satan küçük gazetelerin, her şeyi bildiğini iddia eden köşe yazarlarının ve sesi, temsil ettiğinden çok daha gür çıkan klasik CHP 'nomenklatura'sının despotluğundan kurtulmuş, onların baskısına teslim olmamış bir lider olarak çıktı. (...) Bu kurultayda Derviş'i dışlamak için elinde bütün imkânlar vardı. (...) Baykal yanındaki kıymetli insanları harcamadı. Harcatmadı. (...) CHP'nin artık kompleksini atması gerekiyordu ve kurultayda bu yapıldı. (...) Partinin elinde Kemal Derviş gibi çağdaş bir değer var. (...) O insanın yeni bir sosyal demokrasi için projeleri var. İşte bu nedenle diyorum ki, kurultay gerçek bir devrimdir."
(Hürriyet, 28 Ekim)
Bu yazının karşı sayfasında başka bir haber daha vardı:
"Baykal'a büyük moral: CHP lideri Deniz Baykal, 145 ülkenin temsilcilerinin oybirliğiyle Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığı'na
seçildi. Baykal, bu görevi Schröder, Simitis, Blair ve Peres'le birlikte sürdürecek. Baykal, tümü başbakanlık yapan liderler arasında, başbakanlık yapmayan tek kişi olarak yer aldı."
Yazdıklarının gerçekle ilgisi bulunmadığını, Özkök'ün benden daha iyi bildiğine inanıyorum: Derviş'in Parti Meclisi'ne girmesinin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını, son kurultayda devrim sayılacak değil, Siyasi Partiler Kanunu'nun zorunlu kıldığı kararların bile alınmadığını, 'devrim' niteliğinin bu kez kurultayın etrafına bile yaklaşmadığını (...) Özkök bilmiyor olamaz.
Bilmektedir, ama yazmasının bir nedeni olmalı! İşte benim merak ettiğim budur: Özkök Baykal'ı övme ihtiyacını niçin duydu?
Sosyalist Enternasyonal'deki başkan yardımcılığına gelince: Özkök ve haberi yazanlar, umarım başkan yardımcıları sayısının 22 olduğunu biliyorlardır. Baykal, başbakanlık yapmayan tek kişi imiş! 22 başkan yardımcısının çoğu temsil ettikleri partinin başkanı olmadığı gibi, daha büyük çoğunluğu da başbakan değildir.
Bu dolduruşa getirmenin asıl nedenini her halde Özkök okuyucusuna açıklayacaktır.