Partilerdeki oligarşi ve merkezî idare ile demokrasiyi yaşatamayız!

Merkezi yönetim ve siyasal partiler düzeni böyle sürecekse, her halde demokrasi dışına çıkışımız yakındır.

Önce seçtik, şimdi yetkilerini tartışıyoruz Cumhurbaşkanının! Anayasada yazılanları da yeterli bulmuyoruz; Anayasa’nın kalmasını isteyen de yok.

Değişmesi isteniyor da, Anayasa cumhurbaşkanlığından ibaretmiş gibi sürekli başkanlık sistemi çevresinde tartışıyoruz. Sadece cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyerek yeni anayasa yazabilir miyiz?

Son bir iki yılda, yasama ve yönetim sistemini yeniden tanımlamak isteğiyle başladığımız tartışmaya; yargı da girdi.

2015 yılındayız, gelecekle ilgili hedeflerimiz, geçmişimiz, değerlerimiz, kültürümüz, doğal gelişmeler ve değişimler var. Yok sayamayacağımız bu unsurlar, anayasa tartışmamızı da belirleyecektir, belirlemelidir.

Bu hedefler, gelişmeler ve değişimleri düşünerek Anayasayı konuşuyoruz; masada görmek istemesek de gelişmeler ve değişimler masadan kalkmayacak, etkilemelerini sürdürecekler.

Yönetim dediğimiz; gelişme ve değişimleri toplumun huzur ve refahına yönlendiren bir sistemdir.

Yönetim sistemini, gelişmeleri ve değişimleri değerlendirmek yerine, bazı kavramlara hapsederek konuşuyoruz. Başkanlık, yarı başkanlık, parlamentarizm, gibi kültürümüzde olmayan, tanımı yapılmamış kavramlarla başladığımız tartışmayı sürdürüyoruz.

Kavramlarla bir sorun çözüme ulaştırılamaz. Kavramlar, dışımızda tasarlanıp uygulanmış modelleri koyar önümüze; o modeller gerisini - ilerisini bilmediğimiz, farklı kültürlerin, koşulların yarattığı örneklerdir.

Bizin dışımızdaki modelleri öğrenelim, genişliğince anlamaya çalışalım ama kendi örneğimizi kendimizin tasarlayacağını bilelim.

Biz neyi tasarlayacağız? Sorunumuz nedir? Sorundan kim etkileniyor? Bu soruların cevaplarını verelim, cevapların önümüze koyduğu yeni sorunları tartışalım.

Önce, tartışmaya katılanların hepsinin uyacağı önermeler üzerinde uzlaşmalıyız.

Son günlerde okuduğum ve dinlediğim tartışmacıların böyle önermeleri yok, konuşmayı yönetenlerin de uydukları önermeleri bulunmuyor! Ön uzlaşma olmadan başlayan bir tartışmanın verimsiz olacağını, yazıyı okuduğunuzda veya oturum bittiğinde daha iyi anlıyorsunuz.

Toplantıların yararı ve disiplini, önceden belirlenmiş veya katılanların başta bildirecekleri önermelere bağlı kalınmasıyla artar.

Yeni anayasayı konuşmaya başlarken şu önermelerin gözden geçirilmesini, kabul veya reddedilmesini öneriyorum:

1/ Yeni anayasayla kuracağımız sistem, evrensel insan hakları ve demokratik ilkelere uygun olacaktır.

2/ Konumuz; mevcut Türkiye Yönetim Sistemi‘ni (TYS) değiştirmektir (*). TYS bir bütündür, bir parçasındaki değişim önerisi, diğer parçalardaki etkisini de kapsamalıdır.

3/ Yeni TYS; geçerli siyasal partiler düzeninde lider oligarşisi hâkimiyetinin süreceği veya evrensel demokratik ilkeler düzeninin yürürlüğe gireceği seçeneklerinden ancak biriyle uyum sağlayabilir.

Bu önermeleri açmalı ve tanımlamalıyım:

İçine girdiğimiz tartışma sonunda varacağımız yerin demokrasinin dışında olmasını, herhalde kabul edemeyiz. Seçim sisteminin, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, hukuk ve yargılama sisteminin bugünkünden daha geriye itilmesine halkın rıza göstereceğini kimse sanmamalıdır.

Türkiye Yönetim Sistemi (TYS) bir parçadan veya tek hücreden ibaret olmadığı gibi, ayrı ayrı parçalar yığını da değildir. Her bir birimin bir veya daha fazla parçası, diğer birimin bir veya daha fazla parçasına bağlı bir vücut’tur.

Bu vücut, kendisini meydana getiren parçaların çokluğu, çeşitliliği ve birbirlerine karşı etkileri nedeniyle güç anlaşılabilir, yapısı karmaşık ve girifttir. Yani, eğer sadece cumhurbaşkanlığının yetkilerini, seçimini, ilişkilerini düşünerek Anayasayı değiştirir veya yeniden yazarsak, sadece içinden çıkılmaz bir kaos yaratırız.

Bazı ufak düzeltmeler yapılmasına karşın, katı ve kırılmaz bağlarla merkeze bağlı, muhtarlık ve belediye idarelerini inceleyip, gerçekten “yerinden yönetim” sistemi kurulmadan, cumhurbaşkanının görev ve yetkileri demokrasi içinde tanımlanamaz. Başka bir ifadeyle, belediye idarelerinin merkeze bağlılığını koruyan hiçbir yönetim sistemi demokrasiyle bağdaşamaz.

Aynı durum, siyasal partiler düzeni bakımından da vardır: 1983 sonrasında, siyasal partilerin merkezi lider oligarşisi katılaşmış ve siyasal hayatımızın her hücresine hakim olmuştur.

Eğer bugünkü siyasal partiler düzeni devam edecekse, her geçen gün demokrasiden uzaklaşacağız demektir.

“Başkanlık mı Meclis sistemi mi?” diye tartışmanın anlamı yok; yönetim sistemi ve siyasal partiler düzeni böyle sürecekse, diktaya geçişimiz yakındır. Böyle değil de, sorunumuz demokrasi içinde kalmak ise, yeni anayasayı konuşmaya, yerinden yönetimle ve siyasal partiler rejimiyle başlayalım.

(*): TSE, 30 Mart 2014 itibariyle, 768 bin kilometre karelik yurdumuzda, 77 milyon insanın yaşadığı 18 bin 94 köy ve 30 bin 50 mahalle, 394 belde, 970 ilçe, 81 ildeki; 48 bin 154 muhtarlık, 81 valilik, 51 il özel idaresi; 394 belde, 970 ilçe, 30 büyükşehir belediyesi ile 26 bakanlık ve bağlı kurum ve kuruluşlarıyla Bakanlar Kurulu ve cumhurbaşkanlığından oluşan bir sistemdir.