Partiye güvenmek veya güvenmemek!

Milletvekilleri üzerine, kim adına olursa olsun baskı yapılması, AK Parti'nin bütününe zarar verir; yıkıcı olur!

Sabah’ın manşeti çekiciydi: “Yeni Paralel hesap: Yüce Divan tuzağı”.

Meclis soruşturma kurulunun bugünkü toplantısıyla ilgili manşetten başlayan yorum; bir milletvekili ve AK Parti genel başkan yardımcısının sözleri ve bir köşe yazısı ile birleştirilmiş bir paketti.

Bu paketin özeti şuydu:

"Bakanlar Yüce Divan'da aklansın sesleri, aslında AK Parti'yi karıştırıp Erdoğan'ı Köşk'ten indirmek isteyenlerin kumpasıdır.

“TBMM bir kişi hakkında bile Yüce Divan kararı verirse takipsizlik kararları tartışmaya açılacak. Bir sonraki hedefi AK Parti içine nifak sokmak.

“Bugüne kadar birçok yanlı karar veren mahkemenin, sağlıklı ve adaletli karar vermesi beklenemez.

“AK Parti, muhakkak darbe meraklılarının oynamak istedikleri son perdeyi, Yüce Divan girişimini durduracak feraseti gösterecektir.

“Yapılması gereken, demokrasimizi bu saldırıdan ve bu hastalıktan tümüyle arındırmaktır.”! (Sabah, 3 Ocak)

Her gün okuyamıyorum ama Sabah, her önemli siyasal olaydan önce kimin nasıl düşüneceğini, nasıl davranacağını adeta ihtar ediyor!

ağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da, dün yayımlanan söyleşisinde şunları söylemişti:

“Ama diş hekimi insanın dişini değil, beynini uyuşturmak, kalbini durdurmak istiyorsa, o hekimliği yapmıyor demektir. Dert AK Parti’nin çürük dişi meselesi değil, AK Parti’yi ve milli iradeyi yok etme. Şimdi bize düşen, çürük dişin dolgusunu yapmak ya da çekmek. AK Parti kendi değerleriyle çürüğünü yine kendisi temizleyecektir. Bundan kimsenin tereddüdü olmasın. Ama art niyetli olan bir sisteme kendisini teslim etmeyecektir. Ben bana kastedene tekrar kendimi teslim etmem.” (Kübra Par, Habertürk, 4 Ocak)

Sabah’ın yorumunda açıkça denilen şuydu: Dört bakandan biri bile Yüce Divan’a gönderilmemeli; bu yapılmazsa AK Parti’de nifak çıkar, 17 Aralık darbesine güç verilir, Anayasa Mahkemesi (AYM) bu kumpasın içinde olmasa bile yardımcıdır.

Sayın Müezzinoğlu ise, AK Parti kendine kasteden sisteme teslim olmadan, kendi değerleriyle çürüğünü yine kendisi temizlemelidir kanısındadır.

Yorumların ilk hedefi AK Parti milletvekilleridir; onlara, Yüce Divan önerisine kabul oylaması için, “sakın ha!” uyarısı yapılıyor, annelerin çocuklarına “cıs!” demeleri gibi milletvekilleri uyarılıyordu!

Eğer eski bakanlardan biri bile Yüce Divana gönderilirse, AK Parti karıştırılacak, Erdoğan'ı Köşk'ten indirmek isteyen 'kumpas ittifakı’nın isteğine uyulmuş olunacaktı, milletvekillerine romantik sözlere uymamaları öğüdü veriliyordu…

Oysa, Milletvekilleri dosyayı mahkemesine gönderme önerisini kabul etmezlerse, şüphelileri siyasal bir kararla ibra etmiş olacaklardır.

Sabah’ın yorumunda yazıldığı gibi, sırf bakanlar Yüce Divan'a gönderildiğinde Erdoğan ile AK Parti yöneticileri arasında nifak çıkacağı da anlaşılabilir bir tahmin değildir. Erdoğan ve Davutoğlu durumu değerlendirmekten niçin aciz olsunlar?

Gerçekte AK Parti üyeleri ve milletvekilleri arasında ayrışma çıkmasından korkulması için bilmediğimiz bir neden mi vardır? Her partide çeşitli düşünceler etrafında farklılıklar olabilir. Farklı düşünenler arasındaki farklılık “nifak” değildir; nifak, münafıklık demektir, iki yüzlülüktür; açıklanan farklı düşünceler münafıklık olarak nitelendirilemez.

Gizli oylama kuralı da, milletvekillerinin partisinin eğilimine bakmadan, kişisel eğilimleri yönünde oy verebilmesine imkan açmak için konulmuştur.

Yöneticiler adına, hele Cumhurbaşkanı adına milletvekilleri üzerine baskı yapılması, umulmadık sorunlar çıkarır; AK Parti’nin bütününe zarar verir; yıkıcı olur!

AYM’ne güven duyulmamasına gelince: AYM’nin bir siyasal eğilimin yanında veya karşısında sayılacak kararları olmuştur. Bunlardan biri, bürokratik ve siyasal çevrelerin baskısıyla alınmış 2007’deki 367 kararıdır. Böyle bir karar var diye, 55 yıllık bir kurumu tek bir tarafta görmek haksızlıktır.

Sayın Müezzinoğlu’nun, “AK Parti kendi değerleriyle çürüğünü yine kendisi temizleyecektir; ama bana kasteden bir sisteme kendimi teslim etmem” görüşü güçlü bir önerme değildir, tam tersine eski deyinle batıl bir inançtır.

Çünkü; insanların ve kurumların, kendilerinin temizleyecekleri çürükleri başka; ailenin, okulların, kurumların ve mahkemelerin temizleyecekleri hataları başka başkadır: Diş temizliğini koruması, çocuğun toplum ve doğa algısını geliştirmesi, evrensel bilgilerini arttırma, birlikte çalışma, başkasına zarar verme veya canına kıyma, … Bunların biri diğerinin yerine konamaz, müdahale edecek kişi ve kurum da değiştirilemez. Olayımızda, AYM yerine, bir partinin yönetim kurulları veya disiplin organları konulamaz.

Sabah çok tehlikeli bir yola girmiştir, Sayın Bakan da o tehlikeli yolu açanların etkisinde kalmış görünmektedir.

AK Parti’ye haksızlık yapılmamalıdır; mazisinde yaşadığımız 12 yılda iktidar olan kurum, değil dört bakan için, gerideki bütün yöneticilerine bile feda edilmemelidir.

AK Partili milletvekillerinin vicdanı, 3 dönem kendilerine iktidarı veren bütün halkın mı, yoksa hizmetin bütününde payı olan şüphelilerin mi tarafında yer alacaktır?

Dört bakana, partisine güvenenler Yüce Divan'ı; partisine güvenmeyenler ise liderlerinin kapısını gösterir.

İşte mesele budur; partiye güvenmek veya güvenmemek!