Sağlıkta yeni dönem

Son altı ay içinde, hükümet ve sendikalar arasında tartışılan, kamu kurumlarına ait hastanelerin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesine ilişkin kanun, arife günü yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Son altı ay içinde, hükümet ve sendikalar arasında tartışılan, kamu kurumlarına ait hastanelerin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesine ilişkin kanun, arife günü yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece sağlık hayatımızda yeni bir dönem başlamış oldu.
Sağlık, her hükümetin, her siyaset adamının başlıca sorunu olmuştur. Bundan yedi yıl önce, 1998 yılı haziran ayı sonunda, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy hedefini şöyle açıklıyordu: 'Türkiye'nin 2000'li yıllara, sağlıkta sorunlarını çözmüş olarak girmesini sağlamak' Özsoy'a göre, 'Devletimiz, halkının daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmesi için gereken sağlık hizmetlerini sunacak imkânlara sahiptir', bu sadece 'akılcı politikaların uygulanmasına bağlıdır'. Sayın Özsoy, hedefle hayali karıştırdığını sonraları anlamış olmalıdır.
SSK'dan sorumlu bakanlar da olmayacak hedefler koymakta sağlık bakanlarıyla yarışmışlardır: Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan 16 Temmuz 2001'de, "Önümüzdeki yılın sonunda, hastane ve dispanserler önünde hâlâ kuyruk olursa bunun bedeli siyasidir. O da bakanlık makamında bir dakika bile oturmadan çekip gitmektir" demişti. Okuyan, seçimler nedeniyle 2002 yılı sonunu bakan olarak göremedi, seçim kararı verilince hükümetten ve partisinden ayrıldı. SSK hastaneleri önünde kuyruklar bitmedi; Okuyan bence, kuyrukların bedelini değil, partisinin ve kendisinin siyaset anlayışının bedelini ödedi, ödüyor...
Bunları, sağlık alanındaki sorunlarımızın, bir bakanın kararıyla, ufak tefek düzeltmelerle, bir-iki yılda çözülebilecek cinsten olmadığını belirtmek için yazdım.
Geldik bugünlere. Hükümet, sağlık kurumlarını birleştirme kararı aldı, Türk-İş ve Disk, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na verilmesine karşı çıktı; kanunun kabul edilmesinden bir gün önce bile, tasarının geri çekilmesi isteklerini seslendirdikleri 'eylem' yapmışlardı. Kanun geçti, yayımlandı, bugün yarın sendikaların sesini duyarız; ne diyeceklerini merak etmiyor değilim.
Kanun, bütün kamu hastanelerini kapsamıyor; üniversitelere, Milli Savunma Bakanlığı'na, yüksek mahkemelere, mahalli idarelere... bağlı sağlık kurumları eskisi gibi bu kurumlara bağlı olarak çalışmalarını sürdürecekler.
Her türlü düzenlemede kuraldışına çıkarma yanlış olduğu gibi, bu yasada da, istisna hükümlerinin bulunması doğru olmamıştır. Akla gelen birçok sakıncalarına karşın, kamuya ait 'bütün' sağlık kurumları, bakanlık çatısı altında birleştirilmeliydi.
Mahalli idarelerin elindeki hastanelerin o birimlere bağlı olarak kalması ilkesi, ancak yerel yönetim birimleri 'gerçekten yerel' ve bütçelerine sahip olduklarında doğrudur. Bugünkü yönetim sistemimiz için de mahalli idareler kendi kararlarını kendileri vermiyorlar ki, devletin 'Sağlık için tek bakanlık' politikasının dışına çıkarılsın.
Üniversite hastaneleri için de aynı ilke geçerli olmalıydı. Eğer üniversiteler devlete bağlı ise, hastanesi de devlete bağlanmalıdır. O hastanelerde eğitim ve araştırma yapılması, bakanlıkla üniversite arasındaki bir sözleşmeyle düzenlenmeli ve her devlet hastanesinde olduğu gibi, üniversite hastanelerinde de bakanlık politikaları uygulanmalıdır.
Sigorta kurumu olarak SSK'nın, Sağlık Bakanlığı'yla yapacağı hizmet alım sözleşmesinin veya benzer düzenlemelerin, bütün çalışanlar için önemli sonuçları olacaktır. Çalışma Bakanlığı sendika ve tabip odalarını, ödenen primlerin alınan hizmetle dengelenmesini ve denetimini düzenleyecek hizmet sözleşmesinin 'gerçek tarafı' olarak görmeli; bu düzenlemelerde onları bakanlık düzeyinde söz sahibi, sorumlu ve yetkili kılmalıdır.