Sayın Erdoğan ektiğini biçiyor!

Bazı temel sorunların etkilemediği bir kişi bile yoktur, liderler bunları birlikte  görüşmelidirler.

Sayın Erdoğan Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilere görüşlerini açıkladı. Hürriyet'te Vahap Munyar'ın naklettiğine göre, seçim sisteminden, Sayın Gül ve Baykal ile görüşmesinden, koalisyondan bahsetmiş, bildiğimiz görüşlerini tekrarlamış.

Cumhurbaşkanının değişmediğinden mi, değişemediğinden mi, anlaşılması zor. Gerçekte Türkiye'nin elim gerçeği de onun değişmemesinde saklı bana göre. Genel konuyu bırakayım da, güncel konuya geçeyim, koalisyon konusunda söylediklerine:

Bakın koalisyon kurulmasını Sayın Erdoğan şöyle planlamış: 

"Net söyleyeyim, siyasi ahlakım gereği, en fazla oyu olan siyasi partinin genel başkanını görevlendiririm. O kuramaz ise, yine siyasi ahlakım gereği, görevi bu kez de en fazla oy almış ikinci partinin genel başkanına veririm. Koalisyon yapılırsa, problem olmaz. ...  Ben buna ‘erken seçim’ değil, ‘tekrar seçim’ diyorum.

"Görevlendirmeyi yapmadan önce liderlerle görüşmek gibi bir planım var. Her birini ayrı ayrı davet edip sürece ilişkin görüşlerini almak istiyorum. Programıma bakacağım. ...  Dolayısıyla kendilerini önümüzdeki hafta davet edebilirim."

Görevin "en fazla oyu olan siyasi partinin genel başkanını" görevlendirilmesi evrensel bir kuraldır; herhangi bir cumhurbaşkanının "siyasi ahlakının gereği" değildir. Cumhurbaşkanımız, " O kuramaz ise yine siyasi ahlakım gereği" en fazla oy almış ikinci partinin genel başkanına vereceğini söylüyor.

Bu cümleler, Sayın Erdoğan'ın anlayışını tanımlamaktadır. Cumhurbaşkanı, önce birinci partiye sonra ikinci partiye vermesini, kendi anlayışına bağlayarak başka türlü davranmasının olasılığını belirtmiş  oluyor!

Hükümet kurulması, dünyada yüzlerce kez karşılaşılmış bir olaydır, hiçbir cumhurbaşkanı ben önce şu dernek başkanıyla konuşacağım veya en az milletvekili olana hükümet kurma görevini vereceğim gibi bir yola girmemiş, hepsi de önce en çok oy alan partinin başkanını görevlendirmiştir.

Bizimkinin huyu böyle, Anayasa kuralı bile olsa, "Siz o kurala bakmayın, o beni bağlamaz" deme rahatlığı içindedir. Kural tanımazlık böyle bir ruh halidir zahir; önce bir şey olmadığı sanılır; sürdürülür; bir süre sonra her şey sizin emrine girdiğini görürsünüz! Daha doğrusu siz her şeyin emrinize girdiğini sanırsınız, karşı çıkanları "Size karşı" yerine "devlete karşı" olduğuna inanırsınız; devlete karşı olana ne yapılmasıı gerekiyorsa onun yapılmasını istersiniz; bir adım sonrasında, ne olacağınız malum! Dünyada yüzlerce kez tekrarlanmış, başı ve sonu görülmüş, filmler, romanlar yazılmıştır.

Bunu geçelim, Sayın Erdoğan'ın bugün başlayan hafta içinde, Meclise giren, parti liderlerinin, "Her birini ayrı ayrı davet edip sürece ilişkin görüşlerini" almak istemesine geleyim:  

Bu tümleçte iki husus var: 1/"Her birini ayrı ayrı davet etmek", 2/ "Sürece ilişkin görüşlerini almak".

Birinci konu ülkemizin ihtiyacı, liderlerin ayrı ayrı görüşlerini söylemek yerine, hepsinin bir araya gelip görüşmeleri, neler yapılması gerektiğine karar vermeleridir. Çünkü, iktidarda olsun veya muhalefette kalsın, partilerin tartışmasız birlik olmaları gereken sorunlarımız vardır. Bu sorunlar, her bir yurttaşı, bir kesimini ayırmaksızın bütün halkı aynı derinlikte ilgilendirmektedir.

Öyle sorunlarımız vardır ki; bunların etkilemediği bir kişi bile yoktur bu ülkede! Bu sorunları parti liderleri birlikte görüşmelidirler; herhangi biri görüşme dışı kalamaz, bu benim için önemsizdir diyemez!

Örneğin Anayasa'nın yazılması meselesi; kim kendini ayırabilir, hangi parti diğerini dışlayabilir Anayasa yazımından. Kürt meselesi de öyle değil mi? Ya yönetim sorunu? Demokratikleşme meselemiz hepsinin iki sözün başında saydıkları meselelerden biri değil mi,?

Hepsinin içinde bulunduğu bu sorunlara birlikte yol yöntem bulmaları gerekmez mi?

Cumhurbaşkanımız, bu sorunları görüşmek üzere bütün partilerin başkanlarını toplayıp onları uzlaşmaları gereğine inandırmaya çalışmalıydı, 8 Haziran'dan beri...

İkinci konuya gelince, Cumhurbaşkanı'nın parti liderleriyle sürece ilişkin samimi görüşmesinde yarar umulabilir, ama bu görüşme parti liderinin partisinin politikasını etkilemek amacına yönelik olmamalıdır.

Keşke Sayın Erdoğan, on ayda, liderlere politik tavsiyelerde bulunma özelliğini kazanabilseydi! Maalesef  kazanamadı, kazanmayı da istemedi!

(Yazım buraya gelince Sayın Bahçeli'nin daveti yararsız bulduğu açıklamasını duydum. MHP lideri bu görüşünü açıklamak yerine, Cumhurbaşkanı'na duyurmasının daha doğru olduğu düşüncesindeyim; yazıma devam edeyim:)

Oy verme gününden önceki gün söylediklerini okursa, partilerin ayrı ayrı veya birlikte, "sürece ilişkin" kendisiyle niçin görüşmek istemediklerini anlayacaktır Sayın  Erdoğan!

Sayın Erdoğan parti liderlerine ders vermek yerine, onları anlamaya çalışmalıdır!

Karşılaşılan her siyasal olay gibi, Cumhurbaşkanı'nın koalisyon konusunu parti liderleriyle görüşmek istemesi de ülkemizin içinde bulunduğu sorunlara çözüm yolu bulmanın zorluğunu göstermiştir.