Seçenek aramak ve bulmak

Erkan Mumcu, "Türkiye siyaseti bu seçeneksizlik ortamında daha fazla duramaz. (...) Türkiye'nin önüne alternatiflerin sunulması bana göre siyasi bir görevdir" diyerek partisinden ayrıldı.

Erkan Mumcu, "Türkiye siyaseti bu seçeneksizlik ortamında daha fazla duramaz. (...) Türkiye'nin önüne alternatiflerin sunulması bana göre siyasi bir görevdir" diyerek partisinden ayrıldı.
Mumcu yanlız değil, Türkiye'de bu sözleri söyleyen çok kişi var! Siyasal hayatımızda boşluk görenler çoğaldı; farklılık, seçenek arayışından değil, seçeneğin ne olduğundan ve kimin seçeneğinin arandığından çıkıyor.
'Alternatiflerin sunulması görevdir' dediğine göre Mumcu, 'kime karşı' seçenek aradığını bilmektedir; tabii, ben de görüyorum; o, AKP'ye, daha doğrusu 'Erdoğan iktidarına seçenek' aramaktadır.
'AKP' yerine, 'Erdoğan iktidarı' deyişimi açıklamalıyım: AKP, eski MSP kanalından gelenlerin kurduğu partidir, ama kuruluşundan hemen sonra, kuruluş beyannamesinin ilanıyla birlikte farklılaşmış, onların devamı olmayan bir partiye dönüşmüştür. MSP'nin aktığı kanalda bugün Saadet Partisi vardır.
AKP, türdeş olmayan siyaset adamlarının katılımıyla kurulmuş, halkın 'Meclis'teki beş partiyi Meclis dışına çıkarma' kararının sonucu olarak iktidar olmuştur. Başarısı, içerideki partilerden biri olmadıklarını göstermelerinin sonucudur. Kuruluşundan sonra başladıkları, 'Partiye bir felsefe oluşturmak' işi, bugün de sürmektedir, bir sonuca ulaştıkları, oluşumun bittiği söylenemez. Aranıp, bir çerçeveye oturtulmaya çalışılan felsefeye bir ad da konulmuştur: Muhafazakâr demokrasi.
Partinin felsefesi, hükümetin önüne gelen işlerle ve sorunlara bulunan çözümlerle örülmektedir. Bu örgüdeki kararları veren ve inisiyatif kullanan Başbakan'ın, AKP'nin felsefesini etkilediğini, ondan da öte, oluşturduğunu ve resmettiğini söylemek yanlış olmaz. O nedenle, Erkan Mumcu'nun dile getirdiği, ihtiyaç duyulan seçeneği, 'AKP'ye' değil, 'Erdoğan iktidarına seçenek' olarak tanımlamak daha açıklayıcı olmaktadır.
Erdoğan iktidarına seçenek bulmak için, önce o oluşmakta olan felsefe ya da hükümet etme yaklaşımı anlaşılmalı ve tanımlanmalıdır. Bol bol 'sağ' veya 'sol' kelimeleri kullanılarak çözümlemelere ve açıklamalara girişmek kolay ama yanlış yoldur.
Bir parti, şu kişi orada olduğu için ya da içindeki birinin şunu bunu söylediği için 'sol-sağ' olmaz; onun yerini, uzun sürede yaptıklarıyla savunduğu ve karşı çıktığı olaylar belirler. Açıkçası, son 40 yıllık siyasal şartlanmışlık ürünleri ve söylemiyle günümüz politikaları aranıp bulunamaz.
Bugünkü iktidar partisi ve lideri, 'Ben sağım' ya da 'Merkez sağım' demedi ki, onu bu anlayışlar içinde irdeleyebilelim. 'Sağ' içine konulacak uygulamaları olduğu gibi, 'sol' diye tanımlanabilecek işler de yapmaktadır, 'sol-sağ' kavramları, bu iktidarın ayracı olarak kullanılamaz.
'Türkiye'nin önüne alternatif sunmayı' görev sayan Mumcu bugünkü iktidarı içeriden görmüştür, ancak oluşan felsefeyi tam olarak tanıdığı söylenebilir mi? İktidarın sahibi de henüz siyaset anlayışının çerçevesini çizmemişken, pragmatik bir yaklaşımın karşısına tutarlı bir seçenek koyma girişimi birçok zorlukla karşılaşacaktır.
Seçenek arayanlar, kendisi söylemese de, iktidarı kalın çizgilerle, ama gerçeğe dayalı çizgilerle tanımlamalıdır. Bunun için, son iki yılın olayları ve kararları ayrıntılarıyla incelenmeli; iktidara kuşkuyla bakanların duygu ve düşünceleri bu incelemeye eklenmelidir. Mumcu'nun böyle bir çalışmanın neresinde olduğunu yakında göreceğiz.