Seçim sonuçları değişir mi? (2)

Yargıtay'ın 11 Eylül'de vermesi beklenen bir kararı sonrasında, 3 Kasım 2002 seçimleriyle oluşan Meclis'in durumuyla ilgili çeşitli görüşler açıklanıyor.

Yargıtay'ın 11 Eylül'de vermesi beklenen bir kararı sonrasında, 3 Kasım 2002 seçimleriyle oluşan Meclis'in durumuyla ilgili çeşitli görüşler açıklanıyor. Salı günkü yazımda ele almıştım; DEHAP'ın yasal koşulları taşımadan seçimlere katıldığı yargı hükmü haline gelirse, kim ne karar verecek?
Bu durumu irdelerken, bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek görüşlere sapmamalı ve seçim hukukumuzun özelliklerini göz önünde bulundurmalıyız.
Bunlardan biri, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) ilanıyla oluşan TBMM'nin, yenisi seçimle oluşup göreve başlayıncaya kadar, kararlarının ve bunların sonuçlarının geçerliliğidir. Herhalde, TBMM'nin sürekliliği ve kararlarının meşruiyetini tartışma dışı tutmalıyız.
Bir başka husus, YSK'nın özel olaylarla ilgili verdiği kararları, genellemekten kaçınmaktır. YSK 42 yıllık bir kurumdur, bu süre içinde sık sık kanunlar değişmiş; farklı seçimlerdeki farklı durumlar üzerine, çelişik görünen kararlar da almıştır. Bütün kararların arasından, gerçek 'ilke kararı' özelliğinde olanları ayrılarak değerlendirilmelidir.
Diğer taraftan, seçimlerle ilgili kanunlar, ilkelerle ufak ayrıntıların yan yana bulunduğu, geniş bir külliyattır. Birbiriyle çelişik görünen hükümler de vardır.
Kanun maddeleri ve kurul kararları; birey ölçeği ve seçimlerin tümü için farklı yorumlanabilir ve farklı sonuçlara ulaşılabilir. 'Aday olma' ve 'seçilme yeterliliği' bireysel; 'aday gösterme' ve 'partilerin seçime katılması' genelliği olan konulardır. Bunlarla ilgili maddeler ve kararlar ayırt edilmelidir.
Bireysel bir örnek olan, 1995 yılında Bilecik'ten askerliğini yapmadan milletvekili seçilen Bahattin Şeker'in durumunu hatırlayalım: Milli Savunma Bakanlığı 1998 yılı başlarında Şeker'in milletvekili tutanağının iptali hakkında YSK'ya başvurmuştur. Şeker konuyu Askeri İdare Mahkemesi'ne taşımış, YSK da incelemesini İdare Mahkemesi'nin kararı sonrasına bırakmıştır.
Başbakanlığın dokunulmazlığın kaldırılması isteği üzerine Meclis, kovuşturmanın, 'milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine' 30 Temmuz 1998 tarihinde karar vermiştir. Kamuoyunun baskısıyla olacak Şeker, 14 Ocak 1999'da milletvekilliğinden istifa etmiş, istifası Meclis Genel Kurulu'nda reddedildiği gün, 16 Mart 1999'da, YSK, milletvekili seçilme tutanağını iptal etmiştir.
Şeker olayı, koalisyon ortaklarının ve başbakanların değiştiği; sekiz ay sonrası için yeni seçim tarihinin belirlendiği ortamda bir ileri, bir geri adımla yürütülen siyasal bir olaya dönüşmüştür.
DEHAP olayıyla Şeker'in başına gelenler; taraflar, yasa hükümleri, bireysellik ve daha birçok bakımdan farklıdır, kararlar ve uygulama birbiriyle karşılaştırılmamalıdır.
DEHAP olayında önemli soru; TBMM'nin seçimleriyle ilgili, sonradan ortaya çıkmış ve yargı hükmü haline gelmiş kanunsuzluklar, seçimlerin yenilenmesi sonucunu verecek biçim ve kapsamda incelenmeli midir? Bu doğru ve mümkünse, inceleme yerinin YSK olması doğaldır.
Bu soruların cevaplanmasını kolaylaştıracak diğer bir soru da şudur: Kesin hüküm veren YSK'nın bir yargı kararı hakkında, yargılamanın yenilenmesi istemi (iade-i muhakeme talebi) mümkün müdür? Seçim sonuçlarının kesin ilanı veya itiraz üzerine verilmiş bir karar böyle bir istemin konusu olabilir mi? Bu istemi kim yapar?
Bu sorular, seçimlerden çok sonra da olsa YSK'nın, kanunsuzlukların ortaya çıkması ve yargı hükmü haline gelmesi durumunda, Meclis'in oluşmasını ilgilendiren karar vermeye yetkili olduğu yönünde cevaplandığında; karar seçeneği çok değildir: Seçimlerin yenilenmesi.
Son günlerde sözü edildiği gibi, milletvekili dağıtım hesabının yeniden yapılıp Meclis'in yeniden oluşturulmasını, kabul edilebilir seçenek olarak göremiyoum. Çünkü seçmen oyunu, o günkü durum ve koşulları bilerek verir. 32 milyon oydan, 2 milyon DEHAP oyunu çıkararak, hesaplama öngörülürse, şu kabul edilmiş olur: Son seçimde DEHAP'a oy verenler, partileri seçimlere katılmasaydı, ya oy kullanmayacaklardı veya oylarını, barajı geçirtmemek üzere, küçük partilere dağıtacaklardı! Bu kabul, akla aykırıdır.
Yargıtay, DEHAP'ın seçimlere girmemesi gerektiği yolunda bir karar verirse, siyasal hayatımız yepyeni bir sorunla karşı karşıya kalır: Milli iradenin üstüne düşen gölge! Bu sorunu YSK'dan önce Meclis çözmelidir!