Seçimler ve demokrasimiz

7 Haziran seçimleri, seçim sistemimizin ve demokratik hukuk devleti anlayışımızın nereye vardığını gösterecektir.

Seçimlere üç gün kala, okuyucuların seçim sonrasında karşılaştırmaları ve beklenti yorumları için yararlı olabilir düşüncesiyle, 1961'den bu yana yapılan 13 seçimle ilgili verileri okuyucularıma topluca sunmak istiyorum.

Çok partili seçimlere geçildiği ilk üç seçimde uygulanan sistem nedeniyle, inceleme dışında bıraktım. (1950-1957) arasındaki üç seçimde, bir ilde, en çok oyu alan parti, o ildeki bütün milletvekillerini kazanır, bir oy bile az alan partiye milletvekilliği verilmezdi.

O yıllardaki üç seçimde, toplam geçerli oyun yüzde 52'sini alan Demokrat Parti sandalyelerin yüzde 82'sini almıştı.

Nüfus arttıkça meclisteki milletvekili sayısı da artardı. 1950'de milletvekili sayısı 487 iken, 1957'de 610'a çıkmıştı. Demokrasimizin ilk üç seçiminde, 1649'u iktidardaki Demokrat Parti'nin, 272'si CHP'li, 14'ü MP ve CKMP'ki, 4'ü bağımsız olmak üzere 1639 milletvekili seçilmişti.

1961 Anayasasında 450 olarak sabitlenen milletvekili sayısı, 1982'de 400'e indirilmiş, 1995 seçiminden sonra da 550'ye çıkarılmıştır.

Bu yazıda vereceğim bütün değerler, aksi belirtilmemiş ise, 1961 1le 2011 arasındaki 40 yılda yapılan 13 seçimin toplu sonuçlarıdır. 

Tablo:1'de, toplam seçmen sayısı, katılan ve geçerli oy sayıları ile partilerin oy sayı ve oranları gösterilmiştir.

 13 Seçimde, 361 milyon olan seçmenin yüzde 82,6'sı seçimlere katılmıştır.

 

1983 seçimlerinde, ilk ve son kez seçimlere katılan Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), geçerli oyların yüzde 23,3'ünü almış ve 71 milletvekili çıkarmıştı. Hatırlanacağı üzere, bu parti 1986'da ANAP'la birleşmişti. Tablo:1'de, bu partinin oyları ayrı bir satır olarak gösterilmiştir.

Tablo:1'de, 40 yıldaki 13 seçimde, 38 parti oyların ancak 7,6'sını aldığı görülmektedir. 1982 öncesinde yüzde 10 baraj olmadığı için bu partiler 25 milletvekili çıkarabilmişti.

40 yılda Bağımsız olarak seçilen milletvekili sayısı 97'dır. Bunların 56'sı 2007 ve 2011 seçimlerine katılmayan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) üyesi olanlardır.

Muhafazakar merkez partileri, CHP ve ondan doğmuş partiler, Milliyetçi Hareket Partisi ile Milli Selamet partisi ayrı ayrı gruplandırılarak tabloya konulmuştur. 38 küçük parti, ideolojik ayrımın farklar nedeniyle bu gruplamaya katılmamıştır.

  Tablo:2'de, 13 seçimde milletvekili kazanan partilerin, 13 seçimden kaçına katıldığını göstermektedir. CHP ve MHP'nin en çok sayıda seçime katılmış olmasının nedeni, 1980 darbesinden sonra kapatılan bu iki partinin 1992'den sonra yeniden açılmasıdır. 1961 sonrasının partilerinden AP, yeniden kurulmasına izin veren Kanun çıktıktan sonra Doğru Yol Partisi olarak siyasal hayata devam etmesidir.

1980 darbesi sonrasında bir çok partinin kurulmuş ve siyasal hayat toparlanıncaya kadar yirmi yıla yakın zaman geçmiştir. 1980 öncesinden bu günlere kalan siyasal partilerin sayısının bir elin parmağını geçmemesinin nedeni, darbenin yarattığı siyasal dağınıklık ve bir iki neslin siyasal hayat dışına itilmesiyle kadro boşluğudur. Kalanlar bu dağınıklık ve kadro eksikliğinin sonuçlarını bu gün bile yaşamaktadırlar.

Milletvekili çıkaran 20 partiden 10'u, sadece iki veya bir seçime katılmıştır. 20 Partinin üçü anayasa mahkemesince kapatılmış, 10'u kongre kararıyla kapanmış, 3'ü küçülerek hukuken yaşamaktadır. 1980 öncesinden bu güne bayraklarını ve adlarını koruyabilen sadece iki parti vardır.

Tablo:3'de, 13 seçimde seçilen milletvekillerinin partilere dağılımı gösterilmiştir.

Milletvekili sayısı seçilen milletvekili sayısından bir eksik (toplamın son rakamı -0- sıfır yerine 9) olmasının nedeni, 2007'de seçilen Mehmet Cihat Özönder'in maalesef yemin etmeden vefat etmiş olmasıdır.

Bir milletvekiline düşen geçerli oy sayısı  ortalama 46 bindir. Merkez partilerinin her milletvekili ortalama 38 bin 500 oyla, bağımsız milletvekilleri ortalama 75 bin oyla seçilmişlerdir. 

Oyun yüzde 45,5'ini alan Merkez partileri seçilen milletvekili sayısının yüzde 55'ini kazanmıştır. Bu oranın en yüksek olduğu seçim, 2002 seçimleridir. Bu seçimlerde Ak Parti, yüzde 35'e yakın oyla milletvekilleri sandalyelerinin yüzde 66'sını kazanmıştır.

Milletvekili sayıları, ülkemizde henüz siyasal akım çeşitliliğinin uzun süre yaşamadığını göstermektedir. Büyük partiler, toplumun bir kesiminde benimsenen görüşlerin taraftarlarını, milletvekilliği vaad ederek veya barajın siyasal baskısıyla, bünyelerine katmanın yolunu bulmuşlardır.  

Hangi siyasal olumsuz gelişmeye bakılırsa, arkasında siyasal hayatı ve seçimleri düzenleyen bir yasal madde görülmektedir.

Siyasi partiler Kanunu (SPK), partilerin demokratikleşmesini teşvik eden değil, otoriterliği teşvik eden bir yasadır. SPK kaldırılıp, yenisi yazılmadan, ülkemizde demokratikleşmenin kurumlaşması beklenemez.

Buna benzer başka bir olgu da, fikir özgürlüğünün milletvekilleri ve parti yöneticileri için bile tanınmıyor olmasıdır. Partilerin disiplin kurulları ve bu kurulların ele aldığı konu ve dosyalar, siyasal partilerimizin hiç birinde düşünce özgürlüğünün tanınmadığının kanıtıdır.

Bunun sonucu olarak, milletvekillerinin halk tarafından seçilmeleri büyük ölçüde tartışılabilir durumdadır.   

12 Mart 1971, 12. Eylül.1980 ve 28. Şubat.1967 müdahaleleri; demokratik hukuk devleti kurulamaması ve seçim barajının yüksekliğinin sonucu olarak, ülkemizde henüz evrensel demokratik ilkelere uygun seçim sistemi kurulamamış ve demokratik anlayış yerleşmemiştir.

Tablolar bu etkenlerin 40 yıl içindeki değişik alan ve boyuttaki sonuçlarını yansıtmaktadır.

7 Haziran seçimleri de, seçim sistemimizin ve demokratik hukuk devleti anlayışımızın nereye vardığını gösterecektir.