Sendikacılığımızda reform gereği

Çalışma hayatımız çağdaş ve toplumsal koşullar öne alınarak yeniden düzenlenmelidir.

Türk Hava Yolları’nda grev ilanı ve uygulaması, sendikacılık yasalarının çalışma hayatını olumsuz etkilediğini göstermiştir.
Bilindiği gibi, çalışma hayatını toplusözleşmeli ve serbest sendikacılıkla düzenleyen kanunların yürürlüğe konulduğu yılları 60’lı yıllardan başlayarak, beş on yılda sendikacılar, siyasal partiler ve hükümetlerin dikkatiyle ülkemizde sendikacılık ilerlemiş, çalışma hayatında çok iyi gelişmeler yaşanmış, kayıtlı işçi sayısı, sendikalı üye sayısı yüzdesi artmıştı.
1970 sonrasında, özellikle siyasal partilerin ve sendikacıların çok kötü anlayışlarıyla yasalar iyileştirme yerine bozulmuş, giderek bugün THY grevine gelinmiştir. Sonuç bütünüyle çalışma hayatını bozacak özelliktedir.
Son sayımlara göre 2013 başında ülkemizde yaklaşık 11 milyon kayıtlı işçi vardır ve bunun sadece yüzde 9’u sendikalara üyedir. Devlet sektöründeki çalışanlar tablodan çıkarıldığında, oran çok daha düşmektedir. Bu basit iki sayı bile, ülkemizde iş hayatının toplumun ve çalışanın yararına değil, zararına geliştiğini; giderek toplum barışını bozacak özellikler kazandığını göstermektedir.
Bu durumu, 70’li yıllardan beri çıkarılan kanunlar düzeltemediği gibi, geçen yıl ekim ayında son yürürlüğe konulan Sendikalar ve Toplusözleşme Kanunu’nun (TSK) düzeltmesi de olası değildir.
Hemen yazmalıyım: Bu duruma gelinmesini öncelikle sendikacılar, onların arkasında siyasal parti yöneticileri ve sonra da hükümetler yaratmışlardır.
Bunların üçünün de ellerinde, çalışma hayatına ait ciddi bilgiler hiçbir zaman bulunmamıştır; çünkü hiçbiri bu ciddi bilgiyi tanımlayamamışlar, dolayısıyla hangi bilgiye ihtiyaç duyduklarını bilememişlerdir.
2012 TSK Meclis görüşmeleri tutanaklarının tamamına yakınını okumuştum. Çoğu sendikacı olan parti sözcüleri toplumun alışkanlıkları, anlayış ve inanışlarıyla ülkemiz çalışanına özgü verileri karşılaştırmalı olarak ele almak yerine, ILO sözleşmelerinin her yerde geçerli sayılabilecek ama konumuz ve bizim insanımızın için yeterli olmayan tespitlerini dile getirmişlerdi.
Aralarında yıllardan beri tekrarladıkları slogan ve nutuklarla kongre kazandıkları için, bunları Meclis kürsüsüne de taşımışlardı; söylediklerine içtenlikle inanır görünüyorlardı.
Oysa bunların çoğunun insan hayatında yaşamda ve özellikle çalışma hayatında karşılığı yoktu; çoğu da gerçek değildi.
Hükümet tarafının yasa çıkarmaktan amacı ise çalışma hayatını toplusözleşmeler yerine işveren-işçi kişisel ilişkileriyle düzenlemek veya mümkün olduğu kadar zayıf sendikaların yönetiminde yürütmekti. Böyle bir düzenin sağlıklı yaşayabileceğini umut ediyordu.
Oysa hükümet çalışma hayatına, topluma, işyerine, teknolojiye, insan hayatına, demokratik kamu düzeni koşullarına uyan kurallar arayıp geliştirdikten sonra hazırlayacağı tasarıyı Meclis’e getirmesi gerekirdi. Günlük sorunları kısa yoldan çözmek için tasarı geldi, acil sorunların zorlamasıyla Meclis’ten geçti.
Günümüzde çalışma hayatı, çalışanların anlayışları ve elli yıllık deneyimi sayesinde barış içinde yürütülmektedir.
Bakan Binali Yıldırım’ın, dün grev başarılı olamayınca söyledikleri ilginçtir:
“Çalışanların örnek davranışlarından THY yönetimi ve sendikalar da gerekli dersi çıkarır, bir an önce işyerinde uzlaşma sağlanır, huzur ve barışçı bir çalışma ortamına kavuşmuş olur”.
Sayın Yıldırım herhalde bakan arkadaşlarını uyarıyor: Hemen eski ve geçersiz sendikacılık bilgileri yerine, yeni ve güncel bilgilerle ciddi incelemelere, karşılaştırmalara ve raporlara dayanan yeni politikalar üretmeye başlanmalıdır!