Seyrediyoruz, denizler ölüyor

Dikkatli arkadaşımız İbrahim Günel'in Radikal'deki 'Denizlerimizin son 10 yılı' başlıklı haberi çok öğreticiydi (17 Eylül).

Dikkatli arkadaşımız İbrahim Günel'in Radikal'deki 'Denizlerimizin son 10 yılı' başlıklı haberi çok öğreticiydi (17 Eylül). Önce haberi özetleyeceğim
ama, siz benim özetimle kalmayın, internetten veya gazetenizden okuyun.
Değişik nedenler ve ihmallerle denizlerimiz hızla ölüyor. Bu gidişle 20 yıl sonra Marmara'yı kaybedeceğiz. Denizler karbondioksit emerek,
atmosferimizi yaşanır kılıyor. Sahipsiz Karadeniz'e nehirler 21 ülkenin atıklarını taşıyor. Belediyelerimizin sadece 141'inde kanalizasyon sistemi bulunuyor (Bu bilginin yanlış olduğunu ya da haberde yanlış dizildiğini sanıyorum). Deniz koruma alanları henüz oluşturulmadı. Deniztemiz Derneği, 20-24 Eylül'de, İstanbul ve sekiz bölgede kıyı temizliği yapacak. Haberde, Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Bayram Öztürk'ün, denizlerimizde koruma alanlarının oluşturulmadığı ve bunun sonuçlarını dair sözleri de yer alıyor.
Daha da özeti; çevre kirliliği halkın geleceğini karartmaya devam ediyor.
Siyasetin bu sorunun etkilerini azaltmak için neler düşündüğünü biliyor musunuz? Tabii ki, Ak Parti ve CHP programlarında 'Çevre' başlığı altında genel politikalar yazılıdır:
Ak Parti'nin programından: "Türkiye, çevreye zararlı atıkların mezarlığı olmayacaktır", "Kirlenme oranı asgariye indirilecektir", "Çevre ile ilgili planları yerinden yönetimler aracılığıyla gerçekleştirme esas alınacaktır", "Çevre konularında sivil toplum örgütleriyle işbirliğine gidilecektir", "Vatandaşlara çevre bilinci kazandıracak eğitim programı yaygınlaştırılacaktır", "Tarımda kimyasallar kullanımında standartlar geliştirilecektir."
CHP programı da geri kalmıyor: "Bütün politikalar çevreyi ve doğayı kirletip tahrip etmeden yürütülmelidir", "Erozyon tehlikesine karşı Ulusal Plan uygulamaya konacaktır", "Kentsel altyapıların tamamlanmasını; katı atık sorununun çözülmesini; kıyı, deniz ve göllerin korunmasını; kentlerin yeşil kuşaklarla donatılması görev bilinmektedir", "Yaptırım ve denetim işlevlerini ağırlıkla Yerel Yönetimler ve Sivil Toplum Örgütleri eliyle yürütülmesi; çevrenin kirlenmesinin bedelini kirletenin ödemesi sağlanacaktır."
Gelelim uygulamaya:
Bir yıl içinde hükümet'in, parti programlarında yazılanları hayata geçirme gayretine tanık olmadık, ben göremedim. Zaten hükümetin acil eylem planı'nda, çevreyle ilgili bir madde de, galiba yoktu.
CHP'nin muhalefetteki tutumunu Baykal'ın konuşmalarından izleyebiliriz. Meclis'in açık olduğu dokuz aydaki grup toplantılarının 21'i, Deniz beyin konuşmalarıyla açılmıştır. Bu 21 toplantının sadece birinde Genel Başkan 'Çevre' kelimesini ağzına almıştır: Baykal, Ahmet Piriştina'nın partiye katıldığı gün, "İzmirimizi doğru, çevreye duyarlı, insana duyarlı, topluma duyarlı bir anlayışla başarılı bir şekilde yönetmiştir" diyerek, çevreye verdiği önemi göstermişti!
İşte haber, işte iktidar, işte muhalefet!
Deniz Temizliği Kampanyası'nın başlayacağı 20 Eylül'de siyaset adamlarımız fırsat bulurlarsa, yaptıklarını değil yapacaklarını söyleyerek ve klişeleşmiş cümlelerle bilgiçlik taslayarak, ne kadar 'çevreci' olduklarını göstereceklerdir!
Gerçekte 'denizin ölmemesi' için siyaset adamlarımız ve partilerimiz; doğru rapor ve kitapları okuyarak, gerçek bilgi sahiplerini dinleyerek, değişik çevrelerle tartışarak öncelikle sorunu tanımalıdırlar. Sonra sıra ilkelerin, daha sonra da ölçülebilir hedeflerin belirlemesine gelecektir. Bütün alanlarda olduğu gibi...
Bunlar yapılmadığı için sorunlarımız büyüdü, bu günlere geldik.