Sıcak yaza hazırlanıyor muyuz?

Bu yıl sıcaklık, ülkemizin birçok kentinde, hatta İstanbul'da bile su sıkıntısı çekilmesi olasıdır!.

Hafta sonu Dünya Su Günü idi. O gün, bu yaz sıcaklığın en yüksek düzeye çıkacağından ve su sıkıntısı olabileceğinden bahsedilmedi.
Bu konuda iki tespiti hatırlatmakla başlayayım:

Önce İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinden Mikdat Kadıoğlu, bu ayın başlarındaki demecinde; “2010’da Güneş’teki lekelerin minimum etkinlikte olmasına rağmen dünya en sıcak yıllarından birini yaşadı. Güneş lekelerindeki artışlar 2013’te ise tepe noktasına ulaşacak. 2013’ün dünyanın en sıcak yıllarından biri olması bekleniyor” demişti.

O halde en sıcak yaza girmek üzereyiz; sıcak su kullanımını, su kayıplarını ve barajlardaki buharlaşmayı arttırır. Sıcak yaza giriyoruz uyarısı, belediyelere ve hepimize, su sıkıntısını ve tedbirlerini düşündürmelidir.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun bu bakımından iddialı sözlerini okuyalım:

“Kısıtlı suyu olan bir ülkeyiz; suyu akıllı şekilde yönetirsek, bu su bize yeter”, “Hiçbir şehrimizi de susuz bırakmayacağız”, “Kritik bölgelerde 3 yıl arka arkaya kuraklık olsa dahi su sıkıntısı çekilmez” “İstanbul gibi büyük şehirlerde de 2070 yılına kadar planlamaları yaptık. Dolayısıyla su sıkıntısı olmayacak.”

Dünyanın değişen iklim koşulları içinde, “2071’de su sıkıntısı çekilmeyeceği” sözünü benim gibi iddialı bulanlarınız olmuştur; politika böyle bir şey, bazıları ihtiyatlı, bazıları değil!

Bu iddialara karşı, bazı konulara değinmek yararlı olabilir:

Türkiye’ye ortalama yılda 500 milyar metreküp (m3) yağmur yağmaktadır. Buharlaşma, yer altına sızma ve diğer kayıpları düşersek, yılda kullanılabilir suyumuzun miktarı 100 milyar m3 çevresindedir. Yağan yağmurun hepsini toplayabilir, nüfusa göre adil dağıtabilirsek kişi başına bin 300 m3 kullanılabilir suyumuz vardır. Yani dünya sınıflamasına göre Türkiye “suyu az” ülkeler arasındadır. Sayın Eroğlu “suyu az” yerine “suyu kıt” demeyi tercih ediyor.

Kullanılabilir suyun yaklaşık, yüzde 20’si ev ve kentlerde, yüzde 20 ‘si sanayide, yüzde 60’ı tarıma dağılmış gibidir.

Suyun dağılımı her kentte ve her bölgede aynı değildir. Kullanılabilir su büyük kentler çevresindeki barajlarda toplanıp dağıtılmaktadır; ancak küçük kasabalarda ve köylerde, kaynaklardan su getirilmekte veya yağmur suyu küçük göletlerde depolanmaktadır.

Ülkemizde kent kullanım ve içme suyu miktarı bölgeden bölgeye, kentten kente değişmektedir. İstanbul depolama ve dağıtma bakımından şanslı kentlerimizden biri olduğu halde, kişiye düşen günlük ortalama 200 litre civarındadır.

Açıkçası, yıllık ortalama yağış olduğu yıllarda bile bazı kentlerimizde özellikle yazın su sıkıntısı çekilmektedir.

Sıcaklık arttıkça barajlardan buharlaşma nedeniyle kayıp artar. Bu yıl sıcaklık artacağına göre, ülkemizin birçok kentinde, hatta İstanbul’da bile su sıkıntısı çekilmesi olasıdır!

Henüz meşgul olmadığımız bir konu da, Melen ve Yeşilçay’dan İstanbul’a su taşınmasıdır. Taşınabilecek su miktarı 300 milyon m3 çevresindedir. Bu suyu bölge insanına sormadan, özellikle florası olmak üzere genel olarak doğasına etkilerini dikkate almadan, boru döşeyip suyu başka bir coğrafyaya taşıyoruz!

O su kimindir? Çevre halkı bilinçlendirilmiş ve suyun alındığı, onlara sorulmuş mudur?

Kaldı ki, o çevre halkının veya yönetimlerinin doğanın bir parçası hakkında karar verme hakkı da irdelenmelidir herhalde!
Benzer birçok soru vardır incelemediğimiz, görmezden geldiğimiz.

Sıcak bir yaza girerken, su sıkıntısı çekilmemesi için, belediyelerimiz benim yazmadığım konularda da düşünüp önlem almış olmalıdırlar. Halkın bilinçlendirilmesi; suyu tutumlu kullanım bilgilerinin yaygınlaştırılması da önemli bir önlemdir sanıyorum.

Baharın güzelliğini yaşayalım; yazın mutluluğu için suyu koruyalım.